Sevgili dostlar sevgi dolu sözcükler hasta ve yaşlı bir insana bazan ilaç olabiliyor. Nasıl mı?
Baba adı: Ali
Anne adı: Kezban
Adı: Fadime
Soyadı:Yıldırım
Benim annem 1932 doğumlu 1947 yılında babam Mustafa Yıldırım ile evlenmiş. Bu evlilikten toplam 11 çocuğu olmuş. Hasan, Saadet, Nazmiye, İsmail, Kıymet, Salman, Sefer, Yücel, Cemal, Kenan ve ben Merdin. Üç kardeşim Hasan, Nazmiye, Selman küçükken, Kenan 10 yaşında apandisi patladığı ve o zamanlar bunun çok bilincinde olunmadığı için, İsmail ağabeyim ise 59 yaşında kalp krizinden öldü. Geriye yaşayan en büyüğümüz ablam Saadet olmak üzere altı kardeş kaldık.
Üç Yıl önce kayıp ettiğim anamın hayat hikayesi ise acılarla yoğrulmuş tanıdık köylü kadını hikayelerinden.
Yıl 2015 yılbaşında yeni kutlamak üzere büyük oğlum gelinim torunum eşim ile birlikte köye gittik. Biz köydeyken yılbaşı gecesi sabaha karşı annem hastalanmış en küçük kardeşim Cemal’in yanında duruyordu o aralar. Torun tombalak tatildeyim diye bana haber vermemişler. Geri döndüğümde annemin durumunun kötü olduğunu ve hastanede yoğun bakımda yattığını öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı sandım. Bana haber vermediklerine çok kızdım ama o an annemin sağlığı daha önemli olduğu için çok üzerinde durmadım.
Hemen hastaneye gittim, mutlaka annemi uzaktan da olsa görmeliydim. Ama annem yoğun bakımda olduğu için içeri girmek yasak. Ne yapıp ne edip anneme sesimi duyurmalı ve bir kerecik olsun görmeliydim. Görevli hemşireye rica ettim; ‘ben taa köyden geliyorum, ne olur birkaç dakikacık olsun göreyim’ dedim. Hemşire Hanımı ne dediysem ikna edemedim. Hemşireye; ‘Ne olur kapıdan bir kere görsem yeter’ diye ısrar edince gönülsüz de olsa izin verdi. İçeri baktığım da anam kendinden geçmiş bir şekilde yatıyordu.
“Anaaa!” dedim gözlerini yarım açtı bana doğru baktı. Kısık bir sesle;
“Anam ben geldim. Haber etmemişler, yeni haberim oldu, koşarak sana geldim. Oralarda gezerken seni düşündüm, nasıl da mutlu olurdun diye. Görsen her yer bembeyaz. Yarın bir gün bu karlar da erir, bahar gelir, her taraf yem yeşil olur. Hele iyileş seni alır giderim köye. Hem o zaman yapraklar açar, bağ bahçelerde kuşlar cıvıl cıvıl öter. Bizim eller cennet gibi olur. Hıdırellez bayramı gelir, seni alır Sağırlar köyünün çamlığına götürürüm. Ataşını yakar, etini közler, ellerimle yediririm. Semaverimizi yakar, tavşankanı çayımızı karşılıklı sohbet ede ede yudumlarız…”
Ben mırıldanarak anamla köyde yapacaklarımızı sıralarken hemşire gelip beni uyardı. “Abi beni zor durumda bırakıyorsun, hadi artık çıkın!” dedi.
Hemşire Hanımı daha fazla darda bırakmamak için dışarıya çıktım. Şükür ki anamı da birkaç gün sonra yoğun bakımdan servise çıkardılar. Servise çıktığında doktoruyla görüştük. Doktor bey; ‘doğrusu hastanız bizi gerçekten çok şaşırttı. Bu kadar kısa sürede kendisini toparlaması inanılmaz.’ dedi. Ben de yoğun bakımın kapısında anneme söylediklerimi anlattım. ‘Demek ki anneniz sizi duymuş, bahar gelince köye gitmeniz şart oldu artık.’ dedi gülümseyerek. Umudumuzu kestiğimiz zamanda anam iyileşmişti. Sevginin diliyle anneme ulaşmış, iyileşmesi için onu motive etmiştim. Hastaneden çıktıktan sonra bir kaç kere daha küçük küçük hastalansa da iyi oldu ve yedi yıl daha yaşadı. Annem bütün çocuklarının yanında sırasıyla kalıyordu. Hastaneden çıktıktan sonra benim yanımda kaldı. Sabah kahvaltıda oturuyoruz ya çay içmiyor ya nazlı yiyor. ‘Nefesim daralıyor, hastayım tansiyonum yüksek, dizlerim ağrıyor’ diye başladı nazlanmaya. ‘Anam maşallah hiçbir şeyin yok, yüzün ay gibi parlıyor!’ dedim. O arada hanıma seslendim; ‘Hanım hele getir şu tansiyon aletini, anamın bi tansiyonu ölçelim.’ Hanım bana bile bırakmadan tansiyonunu ölçüyor, 12/8 diyor. Halbuki biraz yüksek. Başlıyorum sevgi dilini dökmeye; ‘ana yarın bir gün bahar gelir seni alır giderim köye. Hele biraz sabret, bizim eller yemyeşil olur her taraf cayır çimene bürünür, burcu burcu çiçek kokar.’ diyorum. Anamın yüzünde güller açıyor, çayını içip kahvaltısını yapmaya başlıyor, nefesi de daralmıyor normale dönüyor.
Değerli dostlar; annemiz olsun, babamız olsun belli bir yaşa geldiklerinde çocuk gibi oluyor, çocuklarına karşı nazlanıyorlar. Hele bu anam gibi genç ömrü yoksulluk, sefillik içinde geçmiş, son günlerinde rahata kavuşmuşsa nazlanmak birazda hakları değil mi? Sözlerimi bitirirken ahirete göçen annelerimize, babalarımıza Allah’tan rahmet, yaşayanlara da sağlıklı mutlu uzun ömürler dilerim.
Kıymetli dostlar Sizlerden isteğim ne olursa olsun onlar bizim anamız, babamız. Sağlıklarında kıymetlerini bilelim aman onları kırıp üzmeyelim. Özellikle eşlerimizin yanında onlara daha güzel, daha samimi sıcak davranalım. Bu dünya fanidir kimseye kalmaz iyi davranmaz onların kırıp incitip üzersek yarın bir gün yüreğimize dert olur diyor bu duygu ve düşüncelerle herkese saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.