Bazı cümleler vardır, söylenirken bitmez… Bir kapıyı kapatır gibi görünür ama aslında insanın içinde yeni bir kapı aralar. Fatmagül Abacı, kelimeleriyle tam da bu eşikte duran bir isim. Onun dizelerinde bir vedanın yankısı, bir suskunluğun ağırlığı ve içten içe konuşan bir kalbin izleri var.
Biz de onunla, kelimelerin ardında kalanları konuşmak istedik.
Sevgili Fatmagül Abacı, önce sizi tanıyalım mı? Fatmagül Abacı kimdir, edebiyat dünyasına nasıl adım atmıştır?
İnsanın kendini anlatması zordur. Öğretmenim, 25 yıl mesleğimi yaptıktan sonra Bakırköy Ar-Ge bölümünde ve daha sonra Temel Eğitim bölümlerinde çalıştım. 2024 yılında emekli oldum. 15.02.1969 Kahramanmaraş doğumluyum. Sekiz yaşında ailemle İstanbul’a taşındık.
Edebiyata çocukluğumdan beri aşinaydım. Çünkü aylık çocuk dergilerinden Tercüman Çocuk ve Milliyet Çocuk dergileri alınırdı. Onlara şiir yazıp gönderirdim, yayınlanırdı. Çok sevinirdim. Ayrıca gazeteye gönderirdim. Hatta bir şiirimi gazeteye göndermiştim, ödül olarak tencere kazanmıştım. O çelik tencereyi hâlen kullanırım.
Ayrıca okuldayken yazdığım kompozisyonlar okul panosuna asılırdı. Edebiyattan hiç kopmadım. Şiirler yazmaya devam ettim. Ayrıca günlük tutmayı ve kitap okumayı çok severdim.

“Gelme Artık Dilemem”… Bu cümle sizin için bir bitiş mi, yoksa geç kalmış bir kabulleniş mi?
Aslında bu bir bitiş ya da kabullenişten ziyade, ilk kitabım olması nedeniyle önem taşıyor benim için. Kitabın adı ayrılık çağrıştırıyor ki öyle de. Çünkü içinde olan şiirlerden birinden alınmış bir cümle bu isim.
Aslında kitapta birçok konuda şiirler mevcut. O nedenle bir başlangıç aslında bu ayrılık çağrıştıran isim. Edebiyat dünyasında yer edinme gayretim. Buradan İsmet Hayri Bey’e teşekkür ediyorum. Desteğini esirgemedi ve ilk kitabımı çıkarmama vesile olduğu için.
Yeni bir sayfa açıldı önümde; kabullendiğim ama yazmaya devam edip vazgeçmediğim.
Peki sonraki kitaplarınız neler, onlardan da bahseder misiniz?
“Fısıldayan Kalemler” antolojisinde “Siyah Ceket” hikâyem yer aldı. Kurgu bir hikâyeydi ve çok beğenildi.
“Geçmişten Günümüze Köprü” çocuk öyküleri antolojisinde yer aldım. Jülide’nin hikâyesi okuma aşkını anlatıyordu.
Ve son kitabım, deneme türündeki “Köşeden Bakınca”, 21 Aralık 2026’da yayımlandı. İnsana bilgi sunmayı, düşündürmeyi amaçladım. Hümanizmi ön planda tuttum. kısa bir süre olmasına rağmen çok güzel geri dönüşler aldım.
Şiirlerinizde sıkça karşılaştığımız o iç ses… Daha çok sustuklarınızın mı, yoksa söylemek isteyip söyleyemediklerinizin mi karşılığı?
Şiir yazan şairin iç sesi her zaman dizelerine, mısralarına yansır. Çünkü insan kendinden kaçamaz. İç ses, dış sesi oluşturur. Sözcük olur önce, sonra dize olur şairin elinde.
Bazen çok şey söylemek istersiniz ama söyleyemedikleriniz, hatta kelimeye dökemedikleriniz kalmıştır geride. Bir dahaki şiire saklarsınız ama aslında yazılamayan şiir, susan şiirdir; en güzeli odur. Çünkü şiir hâlini almamıştır, daha kaleme alınmamıştır.
Şiir okuru şairin ruh hâlinden, dizelerinden tanır onu. Benimser ya da benimsemez. Bu sustuklarımızın yanında söylemek istediklerimiz de şiirsel anlatımla kitapta yer aldı. Bu serzenişler, asilikler ve özgürleşme akışa kapılıp yer alıverdi dizelerde.

Öğretmenlik yaptığınız yıllarda bir öğrencinizin sizde bıraktığı iz, bir şiirinize dönüştü mü?
Öğrencilerimin bende bıraktığı izler o kadar çok ki… Hangisini anlatayım? Hepsi pırlanta gibiydi. İnsan hayatına dokunan bir elsiniz. Mezun ettiğim öğrenci ve velilerimle de hâlen görüşürüm.
Fakat şiire dönüştüremedim. Ancak anı olarak yazdığım, İstanbul il çapında dereceye giren bir yazım var.
Dizelerinizde hissedilen kırgınlık, daha çok kişisel bir hikâyenin mi yoksa hayata dair genel bir yorgunluğun mu yansıması?
Yaşamda insan iyi ve kötü tecrübeler edinir. Bu tecrübelerden yola çıkarak kırgınlıklar, sevinçler ve duygularla bezeli bir kitap oldu.
Kişisel bir hikâyeden ziyade yelpaze oldukça geniş: özgürlük, insan, sevgi, ayrılık, kavuşma, İstanbul…
Şiir yazarken hayatın yorgunluğu üzerimden kalkar. Yazdıkça “bu şiir eksik kaldı” derim, yeniden başlarım. Ama her yazdığım olmuyor. Duygumu yansıtmayanları buruşturup atıyorum.
Yazarken kendinizi bir anlatıcı gibi mi hissediyorsunuz, yoksa bir iç yolculukta mı?
Yazarken iç sesime kulak kabartırım. Önce kara düzen yazarım. Bazen dizeler peş peşe gelir. Sonrasında anlatıcı kimliğimle eksik ve fazlayı tartarım.
Şiir olması için atılması gerekenleri atarım. Beğenirsem paylaşırım. Bazen bir kelimeden kurgu doğar ve akış kendini oluşturur.

“Gelme” diyebilecek noktaya gelmek… Bu bir güç mü, yoksa yorgunluk mu?
Bu bir güç. Yorulmaktan ziyade, kendine güvenmiş birinin “artık yeter” dediği bir nokta. İnsan yorulur ama o yorgunluk bazen kararın kendisini doğurur.
Umut mu, hayal kırıklığı mı?
Umut bitmeyen ekmeğim. Umutsuzluk kararsızlık demektir. Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Umuda kurşun işlemez.” Umutlarımız daim olsun.
Kadın olmanın duygusal yükü yazılarınıza nasıl yansıyor?
Başlangıçta zordu. Duygular karmaşık. Hatta bir dönem erkek ağzından yazdığım şiirler oldu. Ama o şiirlere dokunmadım. Çünkü o anın duygusuydu.
Kahramanmaraş’ın edebi kimliği sizin kaleminizde nasıl bir iz bırakıyor?
Beni etkilemiştir. Bir gazetede yazarken bana “Sen de Sait Faik gibi yazıyorsun” denmişti. Bu beni onurlandırdı. Okumayı çok seviyordum. Çocukken gazete parçalarını bile toplayıp okurdum. Annem kızardı ama ben yine de okurdum. Sanırım memleketimin havası, suyu… Bana da bulaştı.
Bir şiirin tamamlandığını nasıl anlarsınız?
Bazen “tamam bu” derim, bazen eksik hissederim. Şuna inanırım: “En güzel şiir henüz yazılmamış olandır.”
Okuyuculardan sizi en çok etkileyen geri dönüş?
“Yalın ve samimi bir diliniz var” denmesi. Okur olmadan edebiyat olmaz.
Geçmişteki kendinize bir cümle söyleyecek olsanız?
Keşke çocukluğumdan beri bilgisayarım olsaydı. Daha çok öğrenirdim.
Günümüz edebiyatı? Şiir okunuyor mu?
Şiir seviliyor ama kitaplara ilgi azaldı. Okunduğunda, iyi yorumlandığında hâlâ etkili.
Hayatınızı tek bir dizeye sığdırsanız?
Söylenmiş ve söylenmemiş cümlelerimle ben onuncu köydeyim. Beklemeyi sevmem. Vefaya inanırım. Bu vesileyle tüm okurlarıma sevgilerimi iletiyorum: “İyi insanlara denk gelesiniz.”
Söz, bazen söylenende değil; saklananda, susulanda ve kalpte büyüyende anlam kazanır. Fatmagül Abacı da kelimeleriyle tam olarak bu görünmeyen alanı aydınlatıyor. Onun dizelerinde bir vedanın kırgınlığı, bir umudun direnci ve insanın kendine doğru yaptığı o uzun yolculuğun izleri var.
Bu samimi ve derinlikli söyleşi için kendisine teşekkür ediyor, kaleminin hiç susmamasını diliyoruz. Çünkü bazı sesler vardır; duyulmaz ama hissedilir… Ve en çok da onlar kalır.