Ortadoğu bir kez daha büyük stratejik hesapların masasında. Yarım yüzyıla yakındır süregelen:
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilim, denklemdeki İsrail ile birlikte küresel bir güç gösterisine dönüştürüldü de esas hesap İsrail’in güvenliği olduğu kadar, Ortadoğu’da
haritalar BOP/Büyük Ortadoğu Projesiyle yeniden çiziliyor. İsrail’in Arz-ı Mevud hayali megalo ideayı yaşama sokmanın bir tarzı da bu savaş. Evanjelist ABD takımı bu heva ve hayalin peşinde gibi de onların derdi para. Arap Sünniciliğinin Osmanlı sonrasındaki Batı konttolüne geçişi tüm bu planlara çerçeve olmakta. Ortada birbirini kullananlar mutlak var, plana uymayanlar ise tehdit altında. Değilse hemen yaptırımlar devreye giriyor.
Tehdit dili diplomasiye üstün tutuluyor. Tramp da Yahudi lobisince tehditle el altında tutulabilir mi? Bu Epstein dosyaları ortada iken buna es geçemeyiz. Tam da bu insanlık dışı dosyalar ortaya dökülünce bu saldırının olması ‘zamanlaması manidar’ olarak algılanabilir. Tabii ki dünya kamuoyuna sunulan gerekçeler gırle. Ortadoğu harap edilirken, Libya düşürülürken, Saddam harcanırken, Esad düşürülürken aynı teraneler… Kimyasal silahlar, atomik ve nükleer silahlar, biyolojik silahlar vs. Ve bu halklara vaadler.
“Biz size özgürlük getiriyoruz.”
Tarih bu cümleyi çok duydu. Sonuç yıkılan ülkeler ve ölen milyonlar. Batı bir vicdanı temsil edemez. Mazlumun ahı indirir şahı. Tam burada ilahi metinler aklıma geliyor.
Kur’an-ı Kerim’de anlatılan bir kıssa vardır ya gani: Ebrehe ordusuyla yürür. Gücüne güvenir. Fil orduları, kusursuz planlar, sarsılmaz bir kibir…
Ama hesaba katmadığı bir şey vardır:
İlahi denge.
Gökyüzünde beliren Ebabîl kuşları…
Küçücük taşlar…
Ve yerle bir olan ‘yenilmez’ iddiası.
Bu kıssa yalnızca geçmişe ait değildir.
Her çağda tekrar eden bir hakikattir.
İran’ı kolay lokma zannettiler.
Onu sadece askerî tablolarla, ekonomik baskıyla, diplomatik izolasyonla ölçmeye kalktılar.
Oysa toplumların direnci tank sayısıyla ölçülmez.
İnançla beslenen bir irade ambargoyla teslim alınmaz.
Güç inançla beslenince,
delinmez zannedilen Demir Kubbeyi bile deler.
Ama mutlak değildir.
Dokunulmaz değildir.
Avrupa Birliği temkinli bir çizgide dururken,
İspanya uluslararası hukuku açıkça hatırlatıyor ve tehdit siyasetinin karşısında daha bağımsız bir duruş sergiliyor.
Bu tablo, küresel düzen içinde bile çatlakların oluştuğunu gösteriyor.
Ve asıl meseleye gelelim:
Çocukları bombalarla öldüren bir güç,
asla özgürlüğü başka bir ülkeye götüremez.
Özgürlük füze başlığına yüklenmez.
Demokrasi savaş uçaklarının gölgesinde inşa edilmez.
Üstelik kendi ülkesinde demokrasi talepleri yükselirken,
başka coğrafyalara ‘özgürlük’ vaadi sunmak
inandırıcı değildir.
Tarih bize şunu öğretir:
Adaletsizlik bumerang gibidir.
Atarsınız…
Döner.
Tehdit döner.
Şiddet döner.
Çifte standart döner.
Ve delinmez zannedilen demir kubbe
kendi ağırlığı altında çatlamaya başlar.
Çünkü Ebabîl sadece bir kuş sürüsü değildir.
Ebabîl, kibri sarsan ilahi hatırlatmadır.
Gerçek güç korku üretmekle değil, adaleti savunmakla var olur…