Evet, böyle bir başlığın altını nasıl dolduracağımı inanın ben de çok iyi bilmiyorum. Çok kızgınım. Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin yaşadığı sürece mi üzüleyim, yoksa gerçekten CHP’li olarak sapla samanı birbirinden ayıramaz duruma geldiğimize mi üzüleyim, bilemedim.
Günlerdir CHP’nin yaşadığı, yaşatıldığı bu sürece ne isim verebiliyorum ne de anlam yükleyebiliyorum. Haklıyken haksız duruma düşmeye devam etmemiz, bazı CHP’lilerin üzerinde adeta ölü toprağı var dedirtiyor bana. Nedir kardeşim bizleri bu noktaya getiren?
Türkiye’de birinci parti konumuna gelmiş bir partinin düştüğü bu durum, CHP seçmenine ve gerçek emekçilerine büyük bir haksızlıktır diye düşünüyorum.
Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan sürecin ne kadar doğru olduğunu bugün net olarak bilemiyoruz. Eğer ortada bir yanlış varsa, adalet elbette gereğini yapmalıdır. Ancak yıllar sonra bugün yaşananların farklı bir noktada olduğunu görürsek de şaşırmam.
Bu dönemde yaşananların, belki de gelecekte yaşanacak daha büyük olayların bir sınavı olduğunu düşünüyorum. Geçmiş siyasete bakarak bunu öngörüyorum. Çok net ifade edemesem de inanıyorum ki bugün verilen bu sınav, yarınların aydınlık günlerine kapı aralayabilir.
Ancak bugün yaşanan bazı çirkinlikler hepimizi kendimize getirmelidir. Evet, CHP’de eleştirilecek çok şey var. Gerçekten emek veren CHP’lilere yapılan haksızlık da adil değil. Fakat bunların hepsi zamanla ortaya çıkacaktır. Benim bugün yazmak istediğim, bugünün yanlışlarıdır.
Hangi belediye başkanı olursa olsun, bir yanlış iddiayla gözaltına alındığında “Başkanım yalnız değildir” diye paylaşımlar yapılması kadar yanlış bir siyaset anlayışı görmedim. Bu, hangi siyasi görüş olursa olsun yanlıştır. Eğer ortada bir usulsüzlük, bir yanlış varsa, kusura bakmayın; ben kimsenin yanında değilim.
Hele ki bir kadın olarak; evli bir belediye başkanının, çocuğu yaşında bir genç kızla otelde yakalanması ya da bir çocuğa yönelik istismar iddialarının olduğu bir durumda, olay netleşmeden “yanındayız” denmesini kabul edemem. Buna rağmen bazı kadınların bu tür paylaşımlar yapmasını asla doğru bulmuyorum.
Bunları yapan CHP değil; hangi partiden olursa olsun, bu şekilde davranan kadınların tavrını doğru bulmam mümkün değil. CHP Kadın Kolları’nın ve özellikle Uşak CHP kadın kollarının paylaşımları gördüğümde dehşete düştüm. Sayın Özgür Özel bile bu durumdan rahatsızlığını açıkça dile getirip gerekli tavrı koymuşken, hâlâ “yanındayız” denmesi akıl alır gibi değil. Kimin yanındasınız?
Bakın, kimsenin özel hayatı beni ilgilendirmez. Ancak bir toplumu temsil ediyorsanız, siyasi bir kimlikle öne çıkıyorsanız, attığınız her adıma dikkat etmek zorundasınız. Örnek olmak zorundasınız. Temsil ettiğiniz halkın başını eğdirmemek zorundasınız.
“Karşılıklıydı” demek, şiddeti ve istismarı görmezden gelmektir. Eşine, çocuklarına ve belki de o genç kıza yapılan psikolojik baskıyı yok saymaktır. Hele ki kadınların bunu savunması asla kabul edilemez.
CHP’li kadınlara sesleniyorum: Biraz durun ve düşünün. Aynı durum sizin başınıza gelseydi, bunu normal karşılar mıydınız? Bu hassas süreçte böyle olaylarla anılmak kime yarar sağlıyor, bir düşünün.
Ayrıca her olumsuz olayda “Onlar da yaptı” diyerek kötülük yarıştırmak, siyaseti daha da kirletmekten başka bir işe yaramaz. Bu yüzden herkesin, özellikle CHP’lilerin, oturup “Biz bu noktaya nasıl geldik?” diye sorması ve davranışlarına çeki düzen vermesi gerekir.
Ben haksızlığın ve adaletsizliğin yanında olamam. Hele ki bir kadına yapılan saygısızlığı asla savunamam. İnanıyorum ki bu süreçte doğrular ortaya çıkacaktır. Yanlış yapan kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun hesabını vermelidir.
Ama unutmayalım: Haklıyken haksız duruma düşmek, en büyük kayıptır.
Ve eğer biz hâlâ sapla samanı ayıramıyorsak, asıl tehlike dışarıda değil, tam da kendi içimizdedir.