BİR BÖBREĞİN ÖTESİNDE demek sadece bir cümleden ibaret sanmayın bir ömrün yorgunluğun ve umudun simgesi.
26 yıllık mücadeleden organ bağışı ve umuda uzanan gerçek bir hayat hikâyesi
Bazı hayat hikâyeleri vardır; yalnızca yaşananları anlatmaz, insana hayata başka bir pencereden bakmayı öğretir.
1998 yılında askerlik görevini yaptığı sırada başlayan bir böbrek rahatsızlığı, yıllar içinde onu diyaliz makinelerine, hastane koridorlarına ve zorlu tedavilere taşıdı. 2001 yılında diyalize girdiğinde hayatının bundan sonraki bölümünün nasıl şekilleneceğini belki kendisi de bilmiyordu.
2010 yılında eşinin böbreğini bağışlamasıyla hayata yeniden tutundu. Ancak üç yıl sonra nakledilen böbreğin reddedilmesiyle yeniden diyaliz sürecine döndü.
Fakat onun hikâyesi burada bitmedi.
Yaşadığı hastalığı yalnızca kendi kaderi olarak görmedi. Kendi mücadelesinden yola çıkarak diyaliz hastalarının sesi olmaya, organ bağışının önemini anlatmaya ve böbrek nakli bekleyen hastalara umut olmaya çalıştı.
Yıllar boyunca düzenlenen seminer ve konferanslar, hasta dayanışmaları, çapraz böbrek nakli konusunda yapılan çalışmalar ve sağlık hizmetlerinin hastalara daha yakın olması için verilen mücadele, onun kişisel hikâyesini toplumsal bir dayanışma hikâyesine dönüştürdü.
Bu, 26 yıllık bir hastalık hikâyesinden çok daha fazlası…
Bu; yeniden başlamanın, vazgeçmemenin, dayanışmanın ve bir insanın yaşadığı zorluğu başka insanların umuduna dönüştürebilmesinin hikâyesi.
Ve belki de en önemlisi…
Bir organın, yalnızca bir bedene değil; bir aileye, bir geleceğe ve yepyeni bir hayata dokunabileceğinin hikâyesi.
Şimdi sözü, 1998’de başlayan bu uzun mücadelenin sahibine bırakıyoruz…
26 Yıllık Mücadeleden Organ Bağışına Uzanan Bir Hayat bazen bir hastalık yalnızca insanın bedenini değil, hayatının yönünü de değiştirir. Ancak bazı insanlar vardır ki yaşadıkları zorluğu yalnızca kendi kaderleri olarak görmez; o mücadeleyi başkalarına umut olmak için bir yolculuğa dönüştürür.
Benim böbrek yetmezliğiyle başlayan hikâyem de tam olarak böyle bir yolculuğa dönüştü.
1998: Her şeyin başladığı yıl
Yıl 1998…
Askerlik görevimi yaptığım dönemde, acemi birliğim olan Hatay Serinyol’da özel tim eğitimi aldıktan sonra usta birliğim olan Van’ın Özalp ilçesine bağlı Örenburç beldesindeki Harabe Karakolu’nda göreve başladım.
Karakolda tek tim olduğumuz için yaklaşık 700 metre mesafedeki bölgenin güvenliğini sağlıyorduk. Akşam saat 17.00’den sabah 05.00’e kadar, zaman zaman eksi 30 dereceye ulaşan ağır kış şartlarında sabit nöbet tutuyorduk.
O zorlu şartlarda geçirdiğim rahatsızlıkların ardından idrar yolları enfeksiyonu yaşadım. Zaman içerisinde böbreklerimdeki rahatsızlık ilerledi ve böbrek yetmezliği başladı.
Uzun süren tedavi ve takipler için Ankara GATA’da tedavi gördüm. Ardından askerlik görevimi sürdüremeyeceğime ilişkin rapor verilerek terhis edildim.
Fakat benim için asıl mücadele bundan sonra başladı.
10 Ekim 2001: Diyalizle başlayan yeni hayat
10 Ekim 2001…
Hayatımın bundan sonraki bölümünü değiştiren tarih.
İlk kez diyalize girdim.
Diyaliz artık hayatımın bir parçasıydı. Haftanın belirli günlerinde hastaneye gitmek, saatlerce diyaliz makinesine bağlı kalmak ve hayatımı tedavinin şartlarına göre düzenlemek zorundaydım.
Ama insanın içinde umut varsa, en zor şartlarda bile yeni bir yol arayabiliyor.
Ben de umudumu hiç kaybetmedim.
2009: Mücadeleden dayanışmaya
Diyaliz hastası olarak yaşadığım yıllar bana yalnızca hastalığın zorluklarını değil, aynı durumda olan insanların yaşadığı sorunları da yakından görme fırsatı verdi.
2009 yılında Tokat Böbrek ve Diyaliz Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin kurucu üyesi oldum. Daha sonra yapılan olağan genel kurulda dernek başkanlığı görevine seçildim.
Artık mücadelem yalnızca kendim için değildi.
Diyaliz hastalarının sorunlarını dile getirmek, onların sesi olmak ve böbrek nakli bekleyen insanların umutlarına katkı sunmak için çalışmaya başladım.
22 Mayıs 2010: Eşimin böbreğiyle gelen umut
22 Mayıs 2010…
Hayatımın en önemli günlerinden biri.
Eşim bana böbreğini bağışladı ve böbrek nakli oldum.
Yıllarca diyaliz makinesine bağlı yaşayan bir insan için böbrek nakli, yalnızca bir ameliyat değildir.
Yeniden özgürce yaşayabilmek, geleceğe farklı bakabilmek ve hayatın içinde yeniden yer alabilmek demektir.
Eşimin yaptığı fedakârlık benim için tarifsiz bir anlam taşıyordu.
Ancak hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor.
9 Temmuz 2013: Yeniden diyaliz
9 Temmuz 2013 tarihinde eşimin bağışladığı böbrek reddedildi.
Ve ben yeniden diyaliz makinesinin başına döndüm.
Bir kez daha aynı mücadele…
Bir kez daha aynı bekleyiş…
Bir kez daha umut…
Fakat bu kez farklı bir şey vardı. Yaşadığım süreç bana, böbrek naklinin yalnızca hastanın hayatını değil; eşinin, annesinin, babasının, çocuklarının ve bütün ailesinin hayatını değiştirdiğini öğretmişti.
Hastalıktan mücadeleye, mücadeleden umuda
Yıllar boyunca yaşadığım tecrübelerin yalnızca benim hayatımda kalmasını istemedim.
Yaklaşık dokuz yılı aşkın süredir bilim insanlarını, sağlık çalışanlarını ve alanında uzman kişileri bir araya getirerek diyaliz tedavisi, böbrek nakli ve organ bağışı konusunda seminer ve konferansların düzenlenmesine katkı sundum.
Yerel ve ulusal basın aracılığıyla bu konuların daha geniş kitlelere ulaşması için çalıştık.
Çünkü amacımız çok açıktı:
Daha fazla insan organ bağışının önemini bilsin.
Daha fazla hasta böbrek nakli konusunda umut sahibi olsun.
Böbrek bekleyen hastaların sesi daha fazla duyulsun.
İlimizde çok sayıda hastanın nakil sürecine ulaşmasına katkı sunabildiğimizi görmek, yaşadığım bütün zorlukların arasında benim için büyük bir moral kaynağı oldu.
Çapraz nakil: Bir ailenin umudu başka bir aileye ışık olabilir
Böbrek naklinde önemli sorunlardan biri de canlı vericisi bulunduğu halde kan grubu veya tıbbi uyumsuzluk nedeniyle doğrudan nakil yapılamayan hastalardı.
Bu konuda hasta ve hasta yakınlarının yaşadığı sorunların Sağlık Bakanlığı’na dilekçelerle aktarılması konusunda çalışmalar yaptık.
Çapraz böbrek naklinin önünün açılması ve bu yöntemin daha fazla insan tarafından bilinmesi için yaşanan sorunların gündeme taşınmasına katkı sağlamaya çalıştık.
Sonrasında farklı aileler birbirleriyle tanıştı.
Bir ailenin umudu, başka bir ailenin umuduyla buluştu.
Birbirlerine böbrek bağışı yoluyla umut olan insanlar, zamanla birbirlerinin yalnızca dostu değil, adeta “böbrek kardeşi” oldular.
Ben bu dayanışmayı hayatımın en anlamlı kazanımlarından biri olarak görüyorum.
İstanbul’dan Tokat’a uzanan sağlık hizmeti
Tokat’ta böbrek nakli olan hasta sayısının artmasıyla birlikte, takip edildiğimiz hastanenin organ nakli bölüm başkanıyla görüşerek önemli bir ricada bulundum.
Nakil olan hastaların ve canlı vericilerin kontrollerinin yalnızca başka şehirlerde yapılmak zorunda kalmaması gerektiğini anlattım.
Çünkü hasta için her şehirler arası yolculuk; zaman, maddi imkân ve fiziksel güç anlamına geliyordu.
Yaptığımız görüşmelerin ardından İstanbul’dan uzmanların ayda bir Tokat’a gelerek nakil olmuş hastalarımızın ve canlı vericilerimizin kontrollerini Tokat’ta gerçekleştirmeleri sağlandı.
Bu gelişme benim için yalnızca bir sağlık hizmetinin Tokat’a gelmesi değildi.
Çünkü ben yıllarca diyaliz makinesine bağlanmış bir hasta olarak, insanların sağlık hizmetine ulaşırken yaşadığı zorlukları çok iyi biliyordum.
Bir insanın hikâyesi, yüzlerce insanın umuduna dönüşebilir
1998 yılında askerlik görevim sırasında başlayan böbrek hastalığı…
2001 yılında başlayan diyaliz…
2009 yılında kurucu üyesi olduğum Tokat Böbrek ve Diyaliz Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği…
2010 yılında eşimin böbreğini bağışlamasıyla gerçekleşen nakil…
2013 yılında yeniden başlayan diyaliz…
Ve bugün hâlâ devam eden mücadele…
Bütün bunlar bana bir şeyi öğretti:
Hastalık insanın hayatını değiştirebilir. Ama insan isterse yaşadığı hastalığı başkalarına umut olmak için bir mücadeleye dönüştürebilir.
Ben kendi adıma yıllardır yaşadığım süreci yalnızca bir hastalık hikâyesi olarak görmedim.
Diyaliz hastalarının sesi olmak, organ bağışının önemini anlatmak, nakil bekleyen insanların umutlarını büyütmek ve sağlık hizmetlerinin hastalara daha yakın olmasına katkı sağlamak için elimden geleni yapmaya çalıştım.
Çünkü böbrek nakli bekleyen her hastanın arkasında bir aile vardır.
Ve organ bağışı yalnızca bir organın bağışlanması değildir.
Bir insana yeniden hayat kurabilme ihtimali vermektir.
Son söz: Bağışlanan her organ filizlenen bir candır
Bugün 26 yıllık mücadeleme dönüp baktığımda, önümde yalnızca hastaneler, diyaliz makineleri, tedaviler ve ameliyatlardan oluşan bir geçmiş görmüyorum.
Aynı zamanda dostluklar, dayanışmalar, mücadeleler ve umutlar görüyorum.
Benim hikâyem 1998 yılında başlayan bir böbrek yetmezliği hikâyesi olarak kalmadı.
Diyaliz makinesinin başında geçen yılların içinden süzülerek organ bağışına, böbrek nakline, hasta dayanışmasına ve umuda uzanan 26 yıllık bir mücadeleye dönüştü.
Ve bugün en büyük dileğim hâlâ aynı:
Daha az insan diyalize mahkûm olsun.
Daha çok hasta böbrek nakline kavuşsun.
Daha fazla insan organ bağışının önemini bilsin.
Ve daha fazla hayat, bir başka insanın bağışı sayesinde yeniden başlasın.
Çünkü bazen bir insanın hayatı, başka bir insanın attığı imzayla değişebilir.
Bazen bir aile, başka bir ailenin umuduna ortak olabilir.
Bazen bir böbrek, bir insanın hayatına yeniden yön verebilir.
Bağışlanan her organ, filizlenen bir candır.
Ve benim 26 yıllık hikâyemin en büyük anlamı da budur.
BAĞIŞLANAN HER ORGAN FİLİZLENEN BİR CANDIR!