Almanya’da aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin yükselişi, Avrupa’nın geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Parti Eşbaşkanı Alice Weidel, iktidara gelmeleri halinde Almanya’nın Avrupa ile ilişkilerinde köklü bir değişime gideceklerini açıkça ortaya koyarken, Euro ve Schengen sistemi başta olmak üzere Avrupa bütünleşmesinin temel unsurlarından geri adım atılacağının sinyalini verdi.
Weidel’in 23 Ağustos’ta ZDF’de katıldığı yaz röportajında yaptığı açıklamalar, Alman ve uluslararası medyanın gündemine taşındı. Weidel, AfD’nin hükümet kurması halinde Almanya’nın Euro sisteminden çıkmasını ve Schengen Bölgesi’nden ayrılmasını savundu. Almanya’nın sınırlarının daha sıkı biçimde kontrol edilmesini isteyen AfD lideri, göç politikasında da kapsamlı bir değişiklik yapılacağını söyledi.
EURO İÇİN “İSTİKRARSIZ PARA” ELEŞTİRİSİ
Weidel, Euro’ya yönelik eleştirilerini ekonomik politikalarının merkezine yerleştiriyor. AfD lideri, Euro’nun Almanya’nın ekonomik gücünü zayıflattığını ve sıradan vatandaşların servet kaybına uğradığını savunuyor. Weidel, Almanya’nın Euro öncesindeki dönemde ekonomik açıdan daha iyi durumda olduğunu ileri sürdü.
AfD’nin resmi programlarında da ortak para birimine yönelik sert eleştiriler uzun süredir yer alıyor. Parti, Euro sisteminin sona erdirilmesini ve Almanya’nın ulusal para politikasına dönmesini savunuyor. AfD’nin mevcut siyasi çizgisinde Almanya’nın Euro sisteminden ayrılması ve ulusal bir para biriminin yeniden kullanılması hedefleniyor. Önceki parti programlarında bu hedef açık biçimde D-Mark’a dönüş olarak ifade edilmişti.
Ancak Weidel’in Euro konusundaki geçmiş açıklamalarının zaman zaman farklılık göstermesi Almanya’da ayrıca tartışılıyor. ZDF, Weidel’in 2025’te Euro’dan çıkış için “çok geç” olduğu yönündeki açıklamalarını hatırlatırken, AfD’nin 2025 Federal Meclis seçim programında Euro sisteminden çıkış hedefinin korunmuş olduğuna dikkat çekti.
SCHENGEN’E VEDA, SINIRLARA DAHA SIKI KONTROL
AfD’nin Avrupa politikalarında ikinci büyük kırılma noktası Schengen.
Weidel, Almanya’nın Schengen sisteminden çıkması gerektiğini savunarak ülkenin sınırlarının kapatılacağını ve göçün ciddi biçimde sınırlandırılacağını söyledi. AfD lideri ayrıca daha fazla sınır dışı işlemi ve vatandaşlığa geçiş şartlarının sıkılaştırılmasını savunuyor. Suriye vatandaşlarının koruma statülerinin sona ermesi halinde ülkelerine geri gönderilmeleri de partinin göç politikasındaki temel talepler arasında bulunuyor.
Bu politika Almanya içinde de tartışma yaratmış durumda. Saarland’daki AfD teşkilatının, federal partinin Schengen’den çıkış ve Euro’yu kaldırma çizgisine karşı çıkması, partinin kendi içinde dahi Avrupa politikası konusunda görüş ayrılıklarının bulunduğunu gösteriyor. Saarland AfD’si Schengen sisteminin tamamen terk edilmesi yerine Avrupa’nın dış sınırlarının daha etkin korunmasını savunuyor.
“ÖNCE EYALETLER, SONRA FEDERAL HÜKÜMET”
Weidel’in açıklamalarının zamanlaması da dikkat çekiyor. AfD, Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de yapılacak seçimler öncesinde güçlü bir yükseliş yaşıyor.
Reuters’ın aktardığı son kamuoyu araştırmalarından birine göre AfD, Saksonya-Anhalt’ta yaklaşık yüzde 41 oy desteğine ulaşırken CDU yüzde 24 seviyesinde bulunuyor. Ülke genelinde ise AfD’nin desteği yüzde 27 ile CDU/CSU’nun yüzde 22’lik desteğinin önünde gösteriliyor.
Weidel, partisinin önce eyaletlerde iktidar olacağını, ardından federal düzeyde hükümet kurmayı hedeflediğini açıkça dile getiriyor. AfD’nin Saksonya-Anhalt seçimlerini federal iktidara giden yolun önemli bir basamağı olarak gördüğü belirtiliyor.
CDU VE SPD’YE “BAŞARISIZLIK” SUÇLAMASI
AfD lideri, Almanya’nın mevcut siyasi yönetimini de sert biçimde eleştiriyor. Weidel özellikle CDU ve SPD’yi ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözememekle suçluyor.
AfD’nin yükselişi karşısında Almanya’daki ana akım partilerin uyguladığı “Brandmauer” yani siyasi işbirliği yapmama politikası da tartışmanın merkezinde bulunuyor. Weidel, CDU’nun AfD ile işbirliğini reddetmesini “demokratik olmayan” bir yaklaşım olarak nitelendiriyor. Ana akım partiler ise AfD’nin demokratik düzen açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu gerekçesiyle bu siyasi izolasyonu savunuyor. Reuters’a göre bu “yangın duvarı”, AfD’nin şimdiye kadar eyalet ve federal düzeyde koalisyon ortağı olmasının önündeki en önemli siyasi engellerden biri.
İKLİM POLİTİKASI VE OTOMOTİVDE GERİ DÖNÜŞ
AfD’nin değişim programı yalnızca Avrupa ve göç politikasıyla sınırlı değil.
Weidel, içten yanmalı motorların yasaklanmasına karşı çıkarken, insan kaynaklı iklim değişikliğini merkeze alan mevcut çevre politikalarını da reddediyor. Parti, Almanya’nın özellikle otomotiv sektöründe daha serbest teknoloji tercihine izin veren bir politika izlemesini savunuyor.
Bu yaklaşım, Almanya’nın Avrupa Birliği’nin iklim hedefleri ve otomotiv sektörünün elektrikli araçlara dönüşümü konusunda izlediği politikayla doğrudan çatışıyor.
ALMANYA’NIN AVRUPA’DAKİ ROLÜ DEĞİŞEBİLİR
AfD’nin hedefleri hayata geçerse ortaya yalnızca Almanya’nın iç politikasını değiştiren bir hükümet programı çıkmayacak. Avrupa Birliği’nin ekonomik ve siyasi dengeleri de ciddi biçimde etkilenebilecek.
Euro Bölgesi’nin en büyük ekonomisinin ortak para sisteminden ayrılması, Schengen’den çıkması ve AB ile ilişkilerini yeniden tanımlaması, Avrupa bütünleşmesinin geleceği açısından tarihi bir kırılma anlamına gelebilir.
AfD’nin resmi programında da mevcut AB yapısının yerine egemen devletlerin daha gevşek biçimde işbirliği yaptığı farklı bir Avrupa modeli savunuluyor. Parti, reformların gerçekleştirilememesi halinde Almanya’nın AB’den ayrılmasını ve yeni bir Avrupa ekonomik işbirliği yapısı kurulmasını gerekli gördüğünü uzun süredir açıkça ifade ediyor.
Ancak bu hedeflerin ekonomik sonuçları konusunda Almanya’da ciddi uyarılar da bulunuyor. Alman ekonomisinin Euro’dan ayrılmasının ve Schengen sisteminden uzaklaşmanın ticaret, sınır geçişleri ve şirketlerin faaliyetleri üzerinde önemli maliyetler yaratabileceği belirtiliyor. Ekonomi uzmanları ve iş dünyası temsilcileri özellikle sınır kontrollerinin Avrupa içindeki ticaret açısından yaratabileceği sorunlara dikkat çekiyor.
AVRUPA’DA YENİ BİR DÖNEMİN İŞARETİ Mİ?
AfD’nin bugün ulaştığı oy oranları, partinin Almanya siyasetinde artık yalnızca protesto hareketi olarak görülmediğini gösteriyor. Saksonya-Anhalt seçimleri öncesinde yüzde 40’ın üzerinde seyreden destek ve ülke genelinde birinci sıraya yükselen anket sonuçları, AfD’nin federal iktidar tartışmasını daha güçlü biçimde gündeme taşımasına neden oluyor.
Weidel’in Euro, Schengen, göç, iklim ve Avrupa Birliği konularındaki açıklamaları ise AfD’nin iktidar hedefinin yalnızca Berlin’de hükümet değişikliği anlamına gelmeyeceğini ortaya koyuyor.
AfD’nin federal iktidara gelmesi halinde Almanya’nın Avrupa’daki konumu, ekonomik modeli ve sınır politikası baştan aşağı değişebilir. Bu nedenle Almanya’daki yükseliş, yalnızca ülke içindeki siyasi dengelerin değil, Avrupa Birliği’nin geleceğinin de en kritik başlıklarından biri olarak değerlendiriliyor.