ABD havacılık kurumu NASA’nın Osiris-Rex adlı uzay aracı 2020’de Bennu adı verilen asteroitten (gök kayası) topladığı 122 gram tozla çakıl taşlarını 2023’te bir kapsülle Dünya’ya bıraktı. Bennu örneklerine ilk yapılan analizlerde yüksek karbon içeriği ve suya dair bulgular tespit edildi.
Sonra dünyadaki 60 laboratuvarda incelenen Bennu örneklerinde, yaşamın temel taşları ve antik suların tuzlu kalıntıları bulundu. Zengin mineraller ve binlerce organik bileşik içeren örneklerde, proteinleri oluşturan moleküller olan aminoasitler ile DNA’nın temel bileşenleri olan nükleobazlar da yer alıyor. Tüm bunlar asteroitlerin milyarlarca yıl önce gezegenimize çarparak bu bileşenleri Dünya’ya taşıyıp, yaşamı başlattıkları teorisini destekliyor. Bilim insanları aynı bileşiklerin diğer gezegenlerde de yaşamı başlatmış olabileceğini düşünüyor. Bu yüzden uzaylıları aramak boş bir çaba değil. İngiliz kozmik mineralog Prof. Sara Russell bu durumu;
“Bu çalışma bize insanın kökenleri hakkında bilgi veriyor. Hayatın nerede başladığına dair çok büyük soruları cevaplamamızı sağlıyor” şeklinde yorumluyor.
ABD’li araştırmacı Tim McCoy ise yaşanan gelişmeler karşısında;
“Bennu örnekleri, elementlerden hayata geçişi sağlayan özelliklere sahip. Hayatın bileşenlerini sodyum açısından zengin tuzlu suyla birleştirmek yaşama giden yol” olarak düşüncelerini belirtiyor.
Bu arada Kudüs İbrani Üniversitesi’nde bir astrofizikçi olan Amri Wandel, uzaylılardan gelecek herhangi bir geri dönüş mesajının ulaşmasının zaman alacağını yazdı.
Uzaya gönderilen en güçlü sinyal Arebico gözlemevinde 16 Kasım 1974 tarihindeki törenle 25 bin ışık yılı uzaklıktaki M13 küresel yıldız kümesi bölgesine doğru gönderilmişti.
Uzaya daha kapsamlı mesajların gönderilmesi de planlanırken, Wandel ise, bir uygarlığın bu mesajlardan birini bile almış olması için Samanyolu’nda 100 milyondan fazla teknolojik olarak gelişmiş gezegen olması gerektiğini yazdı.
Öte yandan Wandel, teorisinin, Dünya’nın yaklaşık 50 ışık yılı yakınında hiçbir zeki uzaylı medeniyetini olmadığını öne sürdüğüne inanıyor. Çünkü aradan geçen bu zaman boyunca, yalnızca bu mesafedeki gelişmiş medeniyetlerin yanıt verme şansı var. Ancak yine de bu, daha uzak mesafelerde akıllı yaşamın varlığı ihtimalini dışlamıyor.
ArXiv veritabanında yayınlanan bilgilere göre Wandel, galaksideki birçok gezegende yaşam geliştiyse, o zaman uzaylıların muhtemelen sadece biyoloji değil, teknoloji belirtileri olanlarla daha fazla ilgilendiği iddiasını öne sürdü. Bu teoriye göre, Dünya’dan gönderilen ‘güçsüz’ mesajlar, akıllı uygarlıklar tarafından ayırt edilememiş olabilir.
Çalışma aynı zamanda, uzaydaki akıllı varlıkların Dünya’yla temasa geçmemiş olmasını, dünya dışı uygarlıkların var olma olasılığı ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu arasındaki çelişkiyi vurgulayan Fermi Paradoksuna alternatif perspektif sunuyor.
Bu arada Fermi Paradoksu özetle; Dünya dışı zeki uygarlıklar varsa neden gelip bizi ziyaret etmiyor veya uzaktan merhaba demiyorlar üzerine kurulu. Fizikçi Enrico Fermi, 60 yıl önce “Herkes nerede?” diye sordu ve bunun net cevabını bulamayınca Fermi Paradoksu doğdu; çünkü uzaylılar varsa onları çoktan bulmuş olmamız gerekiyordu.
Bunun sebebi ise TV ve radyo yayınları. Sonuçta insanlar 1936’dan beri televizyon izliyor, TV yayınları radyo sinyalleriyle iletiliyor ve bu sinyaller uzaya yayılıyor. Öyle ki insan uygarlığı, TV yayınları başladığından bu yana 82 ışık yılı çapında bir küre içerisinde varlığını duyurdu, olası uzaylılara “Hey biz insanız ve Dünya’da yaşıyoruz” dedi.
Buna ek olarak 120 yıldır radyo yayını yapıyoruz ve radyo yayını sinyalleri de 120 ışık yılı çapındaki bir küreye yayılmış bulunuyor. Samanyolu sandığımızdan iki kat büyük çıktı ve güncel tahminlere göre Dünya benzeri 40 milyar gezegen içeriyor.