1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Uğur Mumcu karanlık ellerin işlediği cinayetle hayattan koparılmasının yıldönümünde anıldı…

Uğur Mumcu karanlık ellerin işlediği cinayetle hayattan koparılmasının yıldönümünde anıldı…

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

90’lı yılların karanlığı; Uğur MumcuAhmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Musa Anter gibi tanınmış kişilerin enseden sıkılan kurşunlar, bombalı paketler, araçlara konulan bombalar öldürülmesiyle geçmişti.

2000 yılında başlatılan Umut Operasyonu’nda tam 18 benzer olay birleştirildi ve bu eylemlerin tamamının “Selam/Tevhid-Kudüs Ordusu” adlı örgüt tarafından gerçekleştirildiği yönünde güçlü deliller tespit edildi. İddiaya göre, 1988-1999 arasında gerçekleştirilen 18 ayrı saldırıyı bu örgüt yapmıştı.

Çetin Emeç, Turan Dursun suikastlarının de aralarında olduğu 5 ayrı eylem ise “İslami Hareket Örgütü” tarafından gerçekleştirilmişti.

Yargıya göre, her iki örgüt, İran’da Kudüs Ordusu ve İran gizli servisi Sawama ile bağlantıya geçip siyasi ve askeri eğitim almışlar, silah ve patlayıcı madde temin etmek gibi faaliyetlerde bulunduktan sonra saldırıları gerçekleştirmişlerdi

Uğur Mumcu ve ailesi, o zamanki ismiyle Köroğlu Caddesi’nin paralelinde, Çankaya’nın tam ortasında, sakin ve sessizliğiyle bilinen Karlı Sokak’ta oturuyordu. Mumcu, tüm ülkenin tanıdığı, kitapları, yazıları, haberleri ve görüşleriyle en çok dikkati çeken gazetecilerin başında geliyordu. Mumcu, uzun zamandır tehditler alıyordu ve yakın dostlarına kendisine yönelik bir eylem olabileceği kuşkusunu dile getiriyordu. Aslında ülke öyle bir psikoloji altına girmişti ki Uğur Mumcu ya da tanınmış bir başka gazeteciye yönelik saldırı ihtimali kimseyi şaşırtmıyordu. Herkes, kimin tehdit altında olduğunun farkındaydı. Devlet de farkındaydı ama nedense Mumcu’ya koruma verilmiyordu.

Mumcu, her sabah arabasını aynı tedirginlikte çalıştırıyor, telefonları bu şekilde açıyor, bir yere gittiğinde etrafı kolaçan etmek zorunda kalıyordu. Ama vazgeçmiyordu. Silah kaçakçılığından örgütlerin uyuşturucu bağlantılarına, laiklik karşıtı odakların dış bağlantılarından ABD’nin bu kesimlerle ilişkilerine kadar hemen her konuda yazmayı, araştırmayı sürdürüyordu.  24 Ocak 1993 Pazar günü sabahı, Çankaya’nın hemen her yerinden duyulan patlama sesiyle irkildi Ankara. Uğur Mumcu artık yaşamıyordu. Arabasına konulan bombanın patlamasıyla Uğur Mumcu yaşamını kaybetti.

Mumcu cinayetini aydınlattığı iddia edilen Umut operasyonu, adını “Uğur Mumcu Uzun Takip” operasyonundan aldı. Operasyon Ocak 2000’de Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun Beykoz’daki villasına yapılan baskında bulunan hard disklerin incelenmesinden sonra başlatıldı. Buradaki bilgilerden İstanbul’da “Tevhit – Selam / Kudüs Ordusu” adlı örgütün İran bağlantısıyla eylemleri yaptığı şüphesi doğdu. Sadece Uğur Mumcu cinayeti değil, aynı örgütün Muammer Aksoy, Bahriye Üçok suikastları gibi pek çok eyleme imza attığı söylendi.

Sanıkların son sözlerini alan mahkeme heyeti, sanıklardan;

1-Firari sanık Oğuz Demir’in dosyasının ayrılmasına;

2-Ferhat Özmen’in (eski ) TCK 146/1 den ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verip hiçbir indirim uygulanmadı,

3-Hasan KILIÇ VE Mehmet Ali Tekin’i “ silahlı çetenin özel görevli yöneticisi” suçundan (yeni) TCK 314/1 maddesi gereği on’ar yıl hapis cezası ile cezalandırılmasını karar verip, yasal artırım ve lehe olan indirimleri uygulayıp 12 şer yıl 6 şar ay hapis cezasına mahkum ettikten sonra 4959 sayılı (pişmanlık-topluma kazandırma) yasanın 4/C-2 maddesini uygulayarak neticeden 6 şar yıl 3 er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verip tutukluluk hallerini kaldırdı.

4- Mehmet ŞAHİN, Fatin AYDIN, Muzaffer DAĞDEVİREN ve Abdülhamit ÇELİK’i “silahlı çetenin üyesi olmak” suçundan yeni TCK 314/2 maddesi gereği beşer yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verip yasal artırım ve lehe indirim gerektiren maddeleri uyguladıktan sonra verilen yedi’şer yıl altı’şar ay hapis cezasına 4959 sayılı yasanın 4/C-2 maddesini uygulayarak üç’er yıl bir’er ay onbeş’er gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,

5-Yusuf KARAKUŞ’un 314/2 maddesi gereği cezalandırılıp yasal artırım ve indirim nedenlerini uyguladıktan sonra 4959 sayılı yasanın 4/C-2 maddesinden de yararlandırılarak neticeden üç yıl dokuz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca daha önce almış olduğu 30 yıllık hapis cezasından şartla tahliye edildiği için, hüküm kesinleştiğinde, şartla tahliye kararının geri alınmasına,

6-Ekrem BAYTAP’ı (İstanbul’dan görevsizlikle gelen dosya sanığı) “silahlı çetenin özel görevli yöneticisi” suçundan 314/1 maddesi gereği 12 yıl hapis cezasına mahkum edip yasal artırım ve indirim uyguladıktan sonra pişmanlık yasasından yararlandırılmaksızın neticeden onbeş yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, yattığı süre göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi. Verilen bu karar kararın açıklanmasından sonra aynı gün tarafımızdan “usul ve yasaya aykırı” olduğu gerekçesi ile temyiz edildi. Davanın temyiz incelemesi, Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapıldı. Bu kez dava dosyası 2006/ 1554 E.sayılı dosya numarasını aldı. Anılan daire 2006/6101 K.sayılı kararı ile temyiz incelemesi sonucu, sanıklardan;

Ferhat ÖZMEN hakkında verilen hükmün onanmasına,

Ekrem BAYTAP yönünden eksik inceleme nedeniyle,

Yusuf KARAKUŞ ve Fatih AYDIN yönünden ek savunma hakkı verilmediği nedeniyle,

Abdulhamit ÇELİK’in talebi olmadığı halde 4959 sayılı yasadan yararlandırıldığı;

Mehmet Ali TEKİN, Hasan KILIÇ, Yusuf KARAKUŞ , Mehmet ŞAHİN, Fatih AYDIN ve Muzaffer DAĞDEVİREN’in örgüt içindeki konum ve faaliyetleriyle uyumlu şekilde bilgi vermek suretiyle örgütün dağılmasına veya meydana çıkartılmasına yardım ettiklerine ya da bilgi ve destek vererek, yahut bizzat çaba göstererek örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olduklarına dair yeterli delil bulunmadığı halde (pişmanlık yasasından) yararlandırıldıkları, 5237 sayılı TCK 58.maddesinin uygulanması gerektiği, gerekçeleri ile yerel mahkeme kararı bozmuştur.

Umut Operasyonu ve davası, kapsamının büyüklüğüne rağmen kimseyi tatmin etmedi. Kamuoyunda hâlâ Uğur Mumcu’nun ve diğer isimlerin faillerinin bulunamadığı algısı hâkim. Bunun en büyük nedeni, kritik süreçlerde ihmalleri saptanan kamu görevlileri hakkında işlem yapılmamış olması. Yakalanan ilk iki sanığın işkence altında suçlamaları kabul ettiği iddiası da soruşturmaya gölge düşürdü. En önemlisi, yargının açıkça İran’ı işaret etmesine rağmen Türkiye, diplomatik olarak herhangi bir adım atmadı. Bu tip sarsıcı cinayetlerin istihbarat desteği olmadan yapılamayacağı düşüncesi ve bu konuda somut tespitlerde bulunulamaması da 31 yıl sonra Mumcu cinayetinin ardındaki perdenin hâlâ aralanmadığı yorumlarına yol açıyor. Eylemleri bu isimler yapmış olsa bile kimler tarafından yönlendirildiği, Türkiye’de kimlerden yardım aldıkları da karanlıkta. Oğuz Demir’in yakalanmamış olması da birçok sorunun gölgede kalmasına yol açıyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yeni Odak Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!