Canfiye Yaşa
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÖŞE YAZISI
  4. EĞİTİM BİR HAKTIR YARIŞ DEĞİLDİR

EĞİTİM BİR HAKTIR YARIŞ DEĞİLDİR

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2026 2027 eğitim öğretim yılının tüm çocuklarımıza, öğretmenlerimize ve velilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Elbette çocuklarımıza başarılar diliyoruz. Ama başarı derken neyi anlatmak istediğimizi de düşünmemiz gerekiyor.

Çocuklarımızın merak etmesini, öğrenmesini, kendini tanımasını ve iyi bir insan olmasını mı başarı sayacağız, yoksa yalnızca sınavlarda aldığı puana mı bakacağız.

Bugünkü düzene bakınca yeni bir eğitim yılı değil, yeni bir yarış sezonu başlıyor gibi hissediyorum. Çocuklar daha okulun ilk gününden itibaren sınavlara, denemelere, puanlara ve sıralamalara hazırlanıyor. Herkes öndeki çocuğu geçmeye çalışıyor. Kimse çocuğun ne hissettiğini, neye ilgi duyduğunu ve hangi alanda yetenekli olduğunu yeterince sormuyor. Eğitim, çocukların dünyayı tanıdığı güzel bir yolculuk olması gerekirken, nefes almadan koşulan uzun bir yarışa dönüşüyor. Bu yarışın sonunda yüksek puan alan başarılı, geride kalan ise yetersiz kabul ediliyor. Oysa her çocuk aynı değildir. Her çocuğun öğrenme biçimi, ilgisi, yeteneği ve hayat şartları farklıdır. Bütün çocukları aynı sınava sokup aynı ölçüyle değerlendirmek adalet değildir.

Seksenli yıllarda da eğitim sisteminin çok sayıda sorunu vardı. Geçmişi kusursuz göstermek doğru olmaz. Okulların imkanları sınırlıydı, sınıflar kalabalıktı, kaynaklara ulaşmak kolay değildi. Ama okul hayatı daha sade ve daha samimiydi. Bir kalemi küçücük kalana kadar kullanırdık. Silgimizi kaybettiğimizde yarısını arkadaşımızla paylaşırdık. Defterimizin boş kalan sayfalarını değerlendirirdik. Kitaplarımızı kaplar, bizden sonra kardeşlerimiz kullansın diye temiz tutmaya çalışırdık. Çantamız eskiyince hemen yenisi alınmaz, tamir edilir ve kullanılmaya devam edilirdi. Her şeyimiz yeni değildi ama elimizdekilerin değerini bilirdik. Okul sadece sınav kazanılan bir yer değildi. Arkadaşlığı, paylaşmayı, dayanışmayı ve sorumluluk almayı da orada öğrenirdik. Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildi. Sözü dinlenen, bilgisine güvenilen ve toplumda değer gören bir insandı. Bugün teknolojimiz daha ileri, okul araçlarımız daha fazla ve bilgiye ulaşmak daha kolay. Fakat bütün bu imkanlara rağmen eğitimin ruhunu kaybetmeye başladığımızı düşünüyorum. Çocukların çantaları daha ağır, kaygıları daha büyük, kendilerine ayırabildikleri zaman ise daha az.

Bugün bir çocuğu okula göndermek aileler için ciddi bir ekonomik mücadele haline geldi. Kırtasiye, okul kıyafeti, servis, yemek, kaynak kitap, deneme sınavı, kurs ve özel ders giderleri ailelerin bütçesini zorluyor. Devlet okullarında eğitim ücretsiz deniliyor ama bir veli okul dönemi başladığında karşısına çıkan masrafları görünce bunun gerçekte ne kadar ücretsiz olduğunu sorguluyor. Birden fazla çocuğu olan aileler çok daha ağır bir yük taşıyor. Dar gelirli aileler temel ihtiyaçlarını mı karşılasın, çocuklarının eğitim giderlerini mi ödesin diye düşünmek zorunda kalıyor. Bir çocuk istediği kitaba ulaşamıyor, diğeri özel ders alıyor. Bir çocuk servis ücretini karşılayamadığı için uzun yollar gidiyor, başka bir çocuk her türlü imkana sahip oluyor. Sonra bu çocukları aynı sınava sokuyor ve eşit şartlarda yarıştıklarını söylüyoruz. Bunun adı eşitlik değildir. Eğitimdeki başarı giderek çocuğun çalışmasından çok ailesinin maddi gücüne bağlı hale geliyor. Parası olan daha iyi okula, daha fazla kaynağa, özel derse ve kursa ulaşabiliyor. Maddi imkanı olmayan çocuk ise eksiklerini kendi başına kapatmaya çalışıyor. Böyle bir düzende eğitim fırsat eşitliği sağlamıyor, toplumdaki eşitsizliği daha da büyütüyor.

Eğitimin giderek ticari bir alana dönüşmesi de en büyük sorunlardan biridir. Eğitim artık büyük bir pazar gibi görülüyor. Okulların çevresinde kaynak kitaplardan kurslara, deneme sınavlarından özel derslere kadar büyük bir sektör oluşmuş durumda. Çocuğun geleceği üzerinden kazanç sağlanan bir sistem ortaya çıkıyor. Veliler müşteri, öğrenciler sayı, öğretmenler ise sürekli sonuç üretmesi beklenen çalışanlar gibi görülmeye başlanıyor. Okulların başarısı çocukların ne kadar iyi insan yetiştirdiğiyle değil, kaç öğrencinin hangi okulu kazandığıyla ölçülüyor. Bu anlayış eğitimin içini boşaltıyor. Sanat, spor, edebiyat, düşünme, sorgulama ve hayat bilgisi ikinci plana atılıyor. Test çözmek öğrenmenin önüne geçiyor. Çocuklar bir sorunun nedenini anlamadan doğru seçeneği bulmaya çalışıyor. Ezberleyen öğrenci yüksek puan alıyor ama kendi düşüncesini anlatmakta zorlanabiliyor. Kitap okumaya, hayal kurmaya, oyun oynamaya ve kendini keşfetmeye zaman kalmıyor. Yanlış yapmaktan korkan, sürekli başkalarıyla karşılaştırılan ve küçük yaşta gelecek kaygısı yaşayan çocuklar yetişiyor. Öğretmenler de ekonomik sıkıntılar, kalabalık sınıflar, ağır iş yükü ve sürekli değişen beklentiler arasında yoruluyor. Öğretmene gereken değer verilmeden, eğitimde gerçek bir ilerleme beklemek mümkün değildir.

Eğitim politikaları kısa süreli kararlarla ve sürekli değişen sistemlerle yürütülmemelidir. Her değişiklik çocukların ve ailelerin hayatını doğrudan etkiliyor. Eğitim günlük tartışmaların değil, ortak aklın ve uzun vadeli planların konusu olmalıdır. Çocuklara yalnızca bilgi yüklemek yetmez. Onlara düşünmeyi, araştırmayı, soru sormayı, birlikte yaşamayı ve vicdanlı olmayı öğretmek gerekir. Devletin en temel görevlerinden biri, her çocuğa ailesinin geliri ne olursa olsun eşit ve nitelikli eğitim sunmaktır. Okulların ihtiyaçları karşılanmalı, öğretmenlerin çalışma ve yaşam şartları iyileştirilmeli, çocuklara ücretsiz yemek, kırtasiye ve gerekli eğitim kaynakları sağlanmalıdır. Devlet okulları güçlendirilmeli, aileler kursa ve özel derse mecbur bırakılmamalıdır. Bir çocuğun geleceği ailesinin cebindeki paraya göre şekillenmemelidir. Eğitim bir ticarethane değildir. Eğitim satın alınan bir ayrıcalık da değildir. Eğitim her insanın ve her vatandaşın temel hakkıdır. Bir ülkenin geleceği, yalnızca yollarla, binalarla ve teknolojiyle kurulmaz. Gerçek gelecek, iyi eğitim alan, özgür düşünen, üreten, sorgulayan ve birbirine saygı duyan çocuklarla kurulur.

Bütün bu eleştirilere rağmen umudumuzu çocuklarımızdan yana koruyoruz. Dilerim 2026 2027 eğitim öğretim yılı, çocuklarımızın yalnızca sınavlarda değil, hayatın her alanında kendilerini geliştirebildikleri güzel bir yıl olur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir