GÜLHAN GENÇ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÖŞE YAZISI
  4. Nedeniniz Sizi, Sonucu Sizi Seçenleri de Bağlar!

Nedeniniz Sizi, Sonucu Sizi Seçenleri de Bağlar!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Seçmenin iradesi, seçim günü kullanılan bir oy pusulasından ibaret değildir.

Siyasette fikir değiştirmek haktır. Bir partiden ayrılmak, başka bir siyasi çizgiye yönelmek de… Ancak seçmenin oyuyla kazanılan makam, kişisel tercihlerle sınırsızca kullanılabilecek bir mülk değildir. Çünkü belediye başkanlığı koltuğuna oturan kişi, oraya yalnızca kendi emeğiyle değil, binlerce seçmenin güveniyle gelir.

Özlem Çerçioğlu, Burcu Köksal ve Cemil Tugay… Üç büyükşehir belediye başkanı değil, Aydın, Afyonkarahisar ve İzmir’de seçmenin oyuyla göreve gelen üç isim. CHP’den ayrılıp AK Parti’ye katılmaları, yerel siyasette yalnızca parti değiştirme meselesi olarak görülemez. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’den istifası da bu tartışmanın bir başka halkasıdır.

Her birinin kendine göre gerekçeleri var. Kimi parti yönetimiyle yaşadığı sorunları, kimi hizmetlerin önündeki engelleri, kimi de iktidarla daha uyumlu çalışarak kentine daha fazla katkı sunabileceğini söylüyor. Bu gerekçeleri dinlemek gerekir. Fakat gerekçelerin açıklanması, seçmenin sorularını ortadan kaldırmaz.

Siz neden ayrıldınız? Bu sizin kararınız. Peki, kararınızın sonuçlarını neden sizi seçenler üstlensin?

Sandıktan çıkan irade, sonradan değiştirilebilir mi?

Bir seçmen oy kullanırken yalnızca adayın yüzüne, adına ya da kişisel özelliklerine bakmaz. Adayın hangi partiden olduğunu, hangi siyasi anlayışı temsil ettiğini ve seçim boyunca hangi vaatlerde bulunduğunu da değerlendirir. Elbette herkesin tercihi aynı değildir; kimi adaya, kimi partiye, kimi de ikisine birden güvenerek oy verir.

Ancak bir partinin adayı olarak seçilen siyasetçinin, seçimden sonra başka bir siyasi yapıya katılması, seçmenin verdiği oyun anlamını tartışmaya açar.

Burada mesele, siyasetçinin parti değiştirme hakkını elinden almak değildir. Mesele, bu hakkın kullanılmasıyla ortaya çıkan siyasi sonuçların kimin sorumluluğunda olduğudur.

Bir belediye başkanı, partisinin yönetimiyle anlaşamayabilir. Haksızlığa uğradığını düşünebilir. Siyasi yolunu değiştirmek isteyebilir. Fakat kendisini seçen insanların tamamının da aynı kararı verdiğini varsayamaz. Seçmenin iradesi, seçilmiş kişinin iradesiyle bütünüyle özdeş değildir.

İşte demokratik temsilin en önemli sınavı burada başlar: ‘Kendi kararını verirken, o kararın başkalarının tercihini nasıl etkilediğini gözetmek…’

Üsküdar’da dört isim, daha büyük bir tartışma

Üsküdar’da CHP’li belediye meclis üyeleri Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta’nın 3 Eylül 2026’da partilerinden istifa ederek AK Parti’ye katılması, tartışmayı belediye başkanlarının ötesine taşıdı. Üstelik bu geçişler, Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından yapılacak başkanvekilliği seçimi öncesinde gerçekleşti.

Meclis üyeleri, Üsküdar’a daha fazla hizmet edebilmek amacıyla karar aldıklarını ve herhangi bir baskı ya da pazarlık bulunmadığını açıkladı. Ancak geçişlerin belediye meclisindeki siyasi dengeleri etkilemesi, meselenin yalnızca kişisel tercih olarak ele alınamayacağını gösterdi.

Dört kişinin parti değiştirmesiyle seçmenin sandıkta oluşturduğu siyasi tablo aynı kalmıyor. Hukuken mümkün olan bir kararın, demokratik temsil açısından tartışılması da bu nedenle son derece doğal.

Seçmen, belediye meclisinde kendisini temsil etsin diye oy verdiği isimlerin başka bir partiye katılması karşısında şu soruyu sormakta haklıdır:

‘Benim oyumla seçilen temsilci, bugün hangi siyasi iradenin parçası?’

Bir ilçenin yönetimine ilişkin dengeler, seçimden sonra değişebilir. Fakat bu değişimin siyasi sorumluluğu da konuşulmalıdır. Hele kararlar, belediye yönetiminin belirlenmesinde kritik sonuçlar doğuruyorsa…

Siyasi ahlak, hesap verebilmektir

Siyasi ahlakı yalnızca suç işlememek ya da kanunlara uymak olarak tanımlayamayız. Tutarlılık, şeffaflık ve seçmene karşı dürüstlük de siyasi sorumluluğun parçalarıdır.

Seçimden önce savunulan ilkelerle seçimden sonra benimsenen siyasi çizgi arasında belirgin bir değişiklik varsa, bunun açıklanması gerekir. “Daha fazla hizmet edeceğim” demek tek başına yeterli midir? Hizmet üretmek elbette her belediye başkanının görevidir. Ancak seçmen, hizmet vaadinin yanında siyasi temsil konusunda da bir tercih yapmıştır.

İktidarla daha rahat çalışabilmek, siyasi kimlik değişikliğini açıklayan bir gerekçe olabilir. Fakat bu gerekçenin seçmenin tercihine nasıl yansıdığı sorusunu ortadan kaldırmaz.

Üstelik bu ölçü yalnızca bir partiye uygulanamaz. Bugün bir siyasi geçişi savunanlar, yarın aynı durum kendi partilerinin aleyhine geliştiğinde de aynı ilkeleri savunabilecek mi? Siyasi ahlak, kişiye ve partiye göre değişen bir ölçüye dönüşürse, geriye yalnızca siyasi çıkar kalır.

Partilerin de burada sorumluluğu var. Aday belirlerken yalnızca seçimi kazanmayı değil, adayın siyasi tutarlılığını ve seçmene karşı taşıdığı yükümlülükleri de gözetmeleri gerekiyor. Çünkü seçmen yalnızca bir isim için değil, o ismin temsil ettiği siyasi anlayış için de oy kullanabilir.

Koltuk sizin, emanet kimin?

Bir siyasetçi partisinden ayrılabilir. Yeni bir siyasi yol seçebilir. Ancak seçmenin de kendisine verilen yetkinin nasıl kullanıldığını sorgulama hakkı vardır.

Seçmenin iradesinin sakatlanması ifadesi burada hukuki bir hükümden çok, siyasi temsilin anlamına ilişkin bir eleştiridir. Her parti değişikliği hukuka aykırı sayılamaz; fakat her yasal tercih de seçmenin güvenini koruduğu anlamına gelmez.

Asıl sorun, seçmenin sandıkta ortaya koyduğu tercihle belediyenin sonradan yöneldiği siyasi çizgi arasındaki mesafenin açıklanmadan bırakılmasıdır. Çünkü seçmen, kendi adına karar veren kişinin gerekçelerini öğrenmek kadar, o kararın sorumluluğunun üstlenilmesini de bekler.

Unutulmamalıdır ki belediye başkanlığı kişisel bir mülk değil, kamusal bir görevdir. O görevin yetkisi kadar sorumluluğu da vardır. Seçilmiş olmak, seçmeni geride bırakmak anlamına gelmez.

Siyasetçi kararını verebilir; seçmen de o kararı değerlendirebilir. Bir sonraki seçimde hesabını sorabilir, güvenini geri çekebilir. Demokrasinin gücü, bu karşılıklı sorumluluk ilişkisinde yatar.

Nedeniniz sizi, sonucunuz sizi seçenleri bağlar. Ancak kararınızın siyasi ve ahlaki sorumluluğu, öncelikle o kararı verenlerin omuzlarındadır.

Koltuk sizin olabilir. Ama o koltuğa sizi taşıyan irade size ait değildir. Seçmenin emaneti, kişisel siyasi hesapların değil, hesap verebilirliğin konusudur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir