Ben köşe yazılarımı yazarken; “hadi oturayım bilgisayarın başına da şöyle bir köşe yazısı yazayım” diye konu düşünerek oturup, yazı yazmam. O konu kendiliğinden gelir ve köşe yazısı olarak sizlerin huzurunuza çıkar. Yazdığım köşe yazıları önce benim içime sinmeli, sonra sizlere sunmalıyım, yoksa hiçbir anlam ifade etmez.
Bu köşe yazısını yazarken de duygusallığım üzerimdeydi. Çünkü aile ve aile değerleriyle ilgili güzel bir dizi izliyordum. İzlediğim bu bölümde, kaza sonucu ölen genç bir adamın cenaze töreni ve sonra yaşananlar vardı.
Çok güzel bir çekim, güzel oyunculukların yanı sıra, anne babanın, kardeşlerin, yüreği yanan bir eşin, geride babasız kalan küçük bir evladın, sevdikleri o genç adamın ölümüyle birlikte, yaşadıkları acılarını izledim.
Pişmanlıkların insanları nasıl darmadağın ettiğini, keşkelerin, insanı nasıl yiyip bittiğini gördüm. İzlerken yer yer kızdım, yer yer bende ağladım.
Elbette bu bir diziydi ama bu konular gerçek hayat hikayelerinden esinlenmiyor muydu? Bizler çevremizde böyle acılara şahit olmuyor muyduk?
Bu bir aile dizisiydi ve aile içi sevinci de acıyı da yansıtmalıydı. Yansıtıyor da. Hem de çok gerçekçi yansıtıyordu.
Peki, insanın aile olduğunu hatırlaması, aile olarak birbirimizin kıymetini anlamak için, illa bir ölüm acısı mı yaşanmalı?
Aile öyle bir kalemde silinip atılacak bir şey değil ki.
Evet, aile olmak zordur, aile ile birlikte yaşamak da zordur bazen.
Zordur ama o kadar da kıymetlidir…
Bireyselleşmeyi tercih ettiğimiz bu günlerde, ne yazık ki aile fertlerini hayatımızdan çıkartıp, saf dışı bırakıyoruz. Ne zamanki başımız dara düştüğünde, aileyi kaybedip, yalnız kaldığımızda aklımız başımıza geliyor. Ama o zamanda iş işten çoktan geçmiş oluyor. Kırdıklarımızı döktüklerimizi onarmak zor olabiliyor. Bazen de imkansızmış gibi düşünebiliyoruz.
Oysa şu kısa ömürde, neyi paylaşamıyoruz da birbirimizi kırıp, incitiyoruz?
Peki birlikte hiç mi güzel şeyler yaşayıp, güzel anılar biriktirmedik?
Hiç mi birbirimizin omzunda ağlayıp, teselli bulmadık?
Aile toplumun temel taşıdır. Aile güçtür, güç veren en büyük dayanaktır.
Başın dara düştüğünde ilk el uzatanlar, sevincinde seninle sevinen, ağlayınca seninle beraber ağlayan aile fertleridir. Diğer insanlar ah vah der sonra çekip gider. Ama aile hep vardır, oradadır. İstemesen bile varlıklarını hissettirir.
Tamam bazen hiç yere kırarız, kırılırız ama yine o yıkıntıları ancak aile olabilmek onarır. Onarır, çünkü aile olmakta bunu gerektirir.
Tabi hata yaptığımızda, kırdıklarımızdan özür dilemeyi de bilmeliyiz. Tabi özür dileyeni affetmeyi. Çünkü affetmek büyüklüktür. Kırgınlıkları taze tutmak uçurumları büyütür, sonra bu uçurumdan aile olarak herkes düşer.
Özellikle aile fertleri birbirini affetmeyi bilmelidir. Bilmiyorsa öğrenmelidir. Benim kimseye ihtiyacım yok demek, insanın yaptığı çok büyük hatadır.
İnsan dara düşünce ilk ihtiyaç duyacağı kişiler elbette ailedir. Haaa! Aile deyince akla sadece anne baba, eş ve çocuk gelmesin, bizde Türk toplumunda aile, amca dayı dede nine kuzenlerde vardır. Barışık yaşamak, sevgi ve hoşgörüyle yaşamak birlikte yaşamak büyük zenginliktir. Bizler ortada duran tek çorba tasına birlikte kaşık sallayan aile anlayışına sahibiz. Bu anlayıştır bizi ayakta tutan.
Çevremizde sevdiğimiz insanların olması, onların varlıklarını hissetmek çok kıymetlidir. Onun için affetmek, affedilmek önemlidir. Bazen suçlunun kim olduğu da o kadar önemli değildir, karşılıklı özür ve hoş görü ve affediş, affedeni yüceltir ve nefreti sevgiye dönüştürür.
Yani aile olduğumuzu hatırlamak için, illa sevdiklerimizden birilerinin ölmesi gerekmiyor. Sonra ah vah demenin ne ölene ne kalan bir faydası olmuyor.
Çünkü, sevdiklerimizi kaybettikten sonra geriye sadece keşkeler, koskoca bir pişmanlık ve baş etmekte güçlük çekeceğimiz, büyük bir acı kalır.
Çok kıymetlidir aile, paha biçilmez.
Bizi ayakta tutan şey aile bağlılığıydı, ne zaman ki bizi bireyselleştirmeye başladılar, işte o andan itibaren toplumsal çöküşümüz başladı.
Ne zamanki biz ailemize karşı “Bana karışma bu benim hayatım” cümlesini kurmaya başladık, işte orada aile temeline dinamit yerleştirdik.
Oysa arkasında dağ gibi ailesi olanı, hiçbir güç yıkamaz.
Bizde yıkılmamak üzere sırtımızı sağlama, yani ailelerimize yaslayacağız.
Şimdi hemen kırdığınız, ya da kırıldığınız aile fertlerini özür beklemeksizin arayın, ilk adımı siz atın ne kaybedersiniz? Aksine, belki anılarınıza yeni anılar ekleyecek fırsatlar için kapı aralayacaksınız.
Biliyor musunuz? Hiçbirimizin yarına çıkacağımızın, ya da sevdiğimiz birisini kaybetmeyeceğimizin garantisi yok.
Onun için sevdiklerimizin yerine, gelin hep birlikte öfkemizi içimize gömelim.
İnanın bu defin işlemi hiç can yakmıyor.
Ailenizle birlikte mutlu bir yaşam diliyorum…
Saygıyla…
Erdem Kaya / 07.10 2026