1950’ler, İran’ın modern tarihinin kırılma noktalarından biri olarak kabul edilir. Bu dönemde parlamenter siyasetin güçlenmesi, petrolün millî kontrolüne yönelik adımlar ve dış baskılar ülke politikasını şekillendirdi.
Petrol, Demokrasi ve Darbenin Gölgesi
1950’lerde İran’daki seçimler ve siyasal rekabet, halkın millî kaynaklar üzerindeki egemenlik arzusuyla birleşti. 1951’de Başbakan Muhammed Musaddık liderliğinde İran petrolü millîleştirildi; bu, İngiliz çıkarlarına meydan okuyan radikal bir adımdı.
Bu süreç, büyük petrol gelirlerinin yabancı şirketler tarafından kontrol edilmesine son verme niyetiyle atılmış bir adım olarak görüldü, ancak uluslararası tepkilere yol açtı. İngiltere’nin ekonomik baskı uygulaması üzerine, 1953’te ABD’nin CIA’si ve Birleşik Krallık’ın MI6’ının örtülü müdahalesiyle Musaddık devrildi ve Şah’ın yetkileri güçlendirildi.
Şah’ın Güçlenmesi ve Toplumsal Gerilimler
Darbenin ardından Şah Muhammed Rıza Pehlevi, Batı ile yakın stratejik ilişkiler kurarak ülkeyi modernleştirme ve endüstrileştirme politikalarını benimsedi. Bu dönemde ülkede ekonomik büyüme ve şehirleşme ivme kazandı; fakat aynı zamanda siyasi baskı, gelir eşitsizliği ve rejim karşıtı sessiz muhalefet yükseldi.
Bu yıllar aynı zamanda İran’ın nükleer programının ilk adımlarıyla da ilişkilidir: 1957’de ABD desteğiyle nükleer işbirliği başladı ve 1967’de araştırma reaktörü kuruldu.
İslam Devrimi
1970’lerin sonunda ekonomik sorunlar ve siyasi baskı artınca, geniş çaplı halk protestoları başladı. Bu süreç, çok farklı kesimlerin – İslamcılar, milliyetçiler, sol görüşlüler – Şah’a karşı birleştiği bir döneme dönüştü. 1978–1979’da kitle gösterileri yaygınlaştı ve nihayetinde Şah yönetimi çöktü; 1 Şubat 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni ülkeye döndü ve 11 Şubat’ta İslam Cumhuriyeti ilan edildi.
Bu devrimle birlikte İran, monarşiden teokratik bir cumhuriyete hızlı ve köklü bir dönüşüm yaşadı; rejimin yapısı, dış politikası ve toplumsal normları derinden değişti.
İran-Irak Savaşı ve Devletin Konsolidasyonu
Devrim sonrası en önemli dış politika ve güvenlik olayı, komşu Irak’ın saldırısıyla başlayan İran–Irak Savaşı oldu. Bu kanlı savaş, hem rejimin içindeki millî dayanışma söylemini güçlendirdi hem de insan kayıpları ve ekonomik yıkımlar yarattı.
Savaş sürecinde, devrim muhafızları ve yeni güvenlik kurumları (Devrim Muhafızları Ordusu gibi) rejimin hem iç hem dış sahadaki rolünü pekiştirdi.
Nükleer Program, ABD ile Gerilim ve Uluslararası İzolasyon
1990’larda İran, ekonomik toparlanma ve bölgesel güç olma arayışında olurken, nükleer programı uluslararası arenada tartışmalı hale geldi. 2000’lerin başında gizli tesislerin açığa çıkmasıyla nükleer faaliyetler uluslararası denetim ve yaptırım kapsamına alındı.
2015’te İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA) bir geçici yumuşama sağladıysa da, 2018’de ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımların yeniden yürürlüğe girmesi iki taraf arasındaki gerilimi derinleştirdi.
Toplumsal Muhalefet, Bölgesel Politikalar
2019 ve sonrası dönemde İran’da ekonomik kriz, siyasi baskı ve memnuniyetsizlik artarken kadın hakları, ifade özgürlüğü ve ekonomik beklentiler üzerinden protestolar yükseldi. Bu hareketler, özellikle genç nüfus arasında rejime yönelik eleştiriyi yoğunlaştırdı.
2024–2025 boyunca bölgesel gerilimler, özellikle İsrail ile doğrudan çatışma ve İran’ın nükleer programı üzerinden yeni bir boyut kazandı; bu durum, hem içeride ekonomik krizi ağırlaştırdı hem de uluslararası yaptırımların genişlemesine yol açtı.

Büyük Protestolar ve Rejim Krizi
28 Aralık 2025’te başlayan protestolar, ekonomik çöküş, memnuniyetsizlik ve rejim karşıtlığı üzerinden kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Veriler, bu protestoların, 1979 devriminden bu yana görülen en kitlesel ve kanlı halk hareketi olduğunu göstermektedir.
Devletin sert müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin yaralandığı ya da tutuklandığı tahmin ediliyor. Rakamlar kaynaklara göre farklılık gösteriyor, ancak çatışmaların boyutu ve baskının şiddeti uluslararası toplumun dikkatini çekti.
1950’lerden günümüze İran’ın tarihi, millî egemenlik arayışının, dış müdahalelerle çatışmasının, ideolojik dönüşümlerin ve modernleşme ile teokratik siyasetin gerilimli birlikteliğinin öyküsüdür. 1953 darbesi, 1979 devrimi, İran-Irak savaşı, nükleer müzakereler ve son protestolar gibi olaylar hem iç hem de dış politikada kalıcı etkiler bıraktı.
Günümüzde İran, ekonomik baskılar, rejim meşruiyeti krizi ve dış ilişkilerdeki belirsizliklerle yüzleşirken, halkın beklentileri ve toplumsal talepleri yeni bir dönemin sinyallerini veriyor. Bu dinamik tarihsel süreç, İran’ın geleceğinin hem iç reformlara hem de uluslararası bağlamdaki konumlanmasına bağlı olduğunu gösteriyor.