KOLTUK HAZRETLERİ!
Koltuk; kelime anlamı olarak iki mana taşımaktadır bunlardan bir tanesi ”omuz başının altında, kolun gövdeyle birleştiği yerdeki boşluk, çukur alan” anlamına gelmektedir.
Koltuğun bir diğer anlamı ise ”sırtı ve kolları dayayacak yerleri olan, geniş ve rahat oturmalık” anlamına gelmektedir.
Ev modelleri ve ofis modelleri vardır. Bizim konumuz ofis modeli olanlar.
Tekerlekleri olan, yüksekliği ayarlanabilen, ve arka yaslanma yeri istendiğinde iyice bayabildiğiniz koltuklar. Bu koltukları Hazreti yapan tekerleği mi, yoksa oturmalığı indirip kaldıran alttaki kolumu, rahat yaslanma olanağı saĝlıyor olmasımı, başın konulup şekerleme yapma pozisyonuna haiz olmasımı, yada ceylan derisi veya kuzu derisi olmasımı bilemedim.
Ama öyle bir doğa üstü gücü var ki, öyle bir kerameti mevcut ki, oturan Leyla ise Mecnun ediyor kendine, Kerem ise Aslı ediyor oturanını. Oturan bir daha terk edemiyor. Vatanını, bayrağını, milli değerlerini bile bu kadar savunmayan beyzadeler, bu koltuğu kaybetmemek adına döndermedikleri dolap, çevirmedikleri entrika, kırmadıkları ceviz, yıkmadıkları çit kalmıyor.
Ah be HAZRETİ KOLTUK;
Senin üretildiğin fabrikaların kurulduğu bu güzelim ülkeyi, seni üreten işçi sınıfının hakkını ve hukukunu, senin üretimin için gerekli olan malzemeleri taşıyan nakliyecilerin, o aracı kullanan şöförlerin emeğini savunmayanların, sana can pahasına sarılmaları ne ilginç.
Halbuki sana bu görünümü kazandıranların, seni imal ve ikmal edenlerin korunması gerekmezmi?
Kudreti taktire şayan olan, gizli sırları, büyülü duruşu, vazgeçilmez bir bağlayıcılığı ile Hazreti Koltuk, bir derviş edasıyla, bir ermiş, bir eren edasıyla, nasılda mağrur, nasılda erişilmez, nasılda azametli duruyor değilmi?
Sultanlara kardeşlerini, Padişahlara yeğenlerini, hatta öz evlatlarını ve hatta babalarını bile öldürten koltuk. Sen nelere kadirmişsin!
Bir oturan kalkmıyor bir daha. Arsızlaştıkça arsızlaşıyor, yüzsüzleştikçe yüzsüzleşiyor. Kendisinden başka birisinin o koltuğa layık olmadığını düşünüyor. O koltuğun ona sağladığı etiketi, hürmeti, şafşatayı hele helede limitsiz parayı hiç kimse terketmek istemiyor. Çoklarıda o koltuğa gizlediği sırları kimse öğrenmesin diye.
Dinle HAZRETİ KOLTUK;
Sana oturanın amacı, orada olmalarının yüklediği sorumluluğun bilinci ile çalışıp, senin hakkını vermek değil.
Bütün koltuk erbapları, erdemli olmak, ahlaklı olmak, dürüst olmak, aldıkları paranın karşılığını çalışarak vermek, adaletli ve hakkaniyetli olmak yerine siz neyi seçtiniz ki?
Üç günlük dünya, üç öğün yemek için ahiretinizi cehennem ettiniz dünyanın cenneti uğruna.
Heey HAZRETİ KOLTUK;
Böbürlenme öyle, ne koltuğun kalır ne de sen. Koltuk eskir değişir, oturan ölür değişir ama makam bakidir.
–Sakın sözlerimi bir noktaya kitlemeyin. Her koltuk erbabı için geçerlidir söylediklerim. Her gecenin bir sabahı, her mevsimin bir sonrası, her doğanın bir ölümü vardır. Hayat bir döngüdür, mevsimler gibi. Ağacı bile kocayınca budarlar gençleşsin diye.
Yaa HAZRETİ KOLTUK
Allah desem, tövbe haşa değilsin
Peygamber desem, tövbe haşa değilsin
Kitap desem, tövbe haşa değilsin
Sana bukadar tapıldığına göre………..!!
Şair ve Yazar Birol Yıldız Hatipoğlu