Bu zamana kadar gazete ve dergilere yazdığım köşe yazılarımda siyasi ve dini yazılar pek yazmadım, genellikle sanat, insan ve yaşama dairdi yazılarım. Bende hayata bu tarz köşe yazılarımla katkı sunmaya çalıştım hep.
Ama son günlerde Suriye de yaşanan vahşeti gördükçe, bu konuya kayıtsız kalamadım. Kalamazdım da. Çünkü duyarlı her insanın yapması gerektiği gibi bir yerde bir katliam varsa bunu dile getirmek hepimizin boynunun borcudur.
Hepimizin bildiği gibi Suriye’de bir iç savaş var, bu savaşta ne yazık ki binlerce masum insan öldü, öldürüldü, öldürülmeye de devam ediyor. İnsanlar yerinden yurdundan edildi. Edilmeye de devam ediyor. Bizde bu süreçte ülke olarak Suriyeli birçok sığınmacıya ev sahipliği yaptık, hala yapmaya da devam ediyoruz.
Suriye de bazı kesime göre en büyük sorun Esat’tı, bütün bu olup bitenler onun yüzündendi, onun için de bir an önce gitmesi gerekiyordu. Savaşta bu yüzden başlatılmıştı zaten. Birçok kişiye göre de Esat gidince bütün sorunlar bitecek, insan ölümleri son bulacak, sığınmacılar yurduna yuvasına geri dönecekti.
Eee! Peki öylemi oldu?
Suriye de yıllardır süren iç savaş bitti bitecek derken birileri tarafından düğmeye basıldı ve Esat’ı birdenbire devriliverdi. Esat gitti ya her yerde bayram havası esti, Suriye vatandaşları günlerce ellerinde yeni bayraklarıyla kutlamalar, gösteriler yaptılar.
Sonra ne mi oldu? Yine düğmeye basıldı ve birçok ülke gibi ülkemiz tarafından da Terörist olarak ilan edilen eli kanlı bir adamı Suriye’ye başkan yapıverdiler.
Bu başkan ilk açıklamalarında; Suriye’ye barış geleceğini, herkese eşit şartlarda muamele edileceğini, hiç kimsenin dışlanmayacağını, başka ülkelerde yaşayan bütün Suriye vatandaşlarına güven içinde ülkelerine geri dönmeleri konusunda çağrılar yaptı. Bu coşkuyla birçok Suriyeli hemen sınır kapılarına akın etti, herkes zannetti ki Suriyeliler artık kendi ülkelerine dönecek.
Öyle mi oldu?
Yooo! Hala buradalar ve gitmeye niyeti de görünmüyorlar, çünkü Esat gitti gitti diye sorunlar bitmedi. Hatta bazı bölgelerde daha da kötü oldu. Suriye de hala kan dökülüyor, hem de masumların kanı. İktidar değişiyor ama zulüm değişmiyor işte.
Yeni başkan silahını duvara dayayıp ülke ülke dolaşıyor şimdi. Herhalde en fazla payı kim verirse ona yaklaşacak. Göze girebilmek için adam artık takım elbise giyiyor, kravat bile takıyor.
Hani takım elbise giyince mahkûmlara mahkemede iyi hal indirimi yapıyorlar ya buda öyle bir şey sanırım. Adam üzerindeki çulu çaputu çıkarıp takım elbise giyince iyi halden yararlandı, üstelik birde Devlet adamı oldu. Şaşılacak şey değil mi?
İnsan ne giyerse giysin eğer ruhunda kötülük varsa, bunu hiçbir kıyafet gizleyemez.
Bu adam daha düne kadar İslami terör Örgütü üyesi olarak birçok masum cana kıyan zalimlerden biri değil miydi? Hala öyle değil mi? Allahuekber diye kan dökmeye devam etmiyor mu? Sözde din adına cihat yapıyorlar.
Din; insanın ruhunu arındırmak, huzur bulmak, huzur vermek, Yunus Emre’nin dediği gibi “yaratılanı sevmektir yaratandan ötürü.”
Din; Tanrıyla kul arasındadır.
Dindar kişi örnek olmalıdır. Haram yemez. Başkasının namusuna göz dikmez. Komşu hakkı gözetir. Yetim öksüz sevindirir. Başkasının inancına saygı duyar.
Dindar insan cana kıymaz, zulüm yapmaz. İyi de o zaman Allahuekber diyerek zulüm etmek, can almak neyin nesi? Hele de kutsal sayılan bu Ramazan ayında. Bu tam bir terörist davranışıdır. Teröristin dini imanı olmaz, gerçek dini imanı olanda terörist olmaz. Çünkü Hak sevmeyi yaşatmayı emreder.
Bu eli kanlı teröristler Alevi ve diğer azınlıklara yapılan katliamları yaparken din adına yaptıklarını savunuyorlar. Üstelik aynı Allah’a aynı Peygambere, aynı Kur’an’a inanan insanları katlediyorlar, sadece tanrıya yakarışta ibadet şeklinin farklılığı yüzünden. Bu canilerin yüreği öyle kararmış, beyinleri öyle sulanmış ki kendilerinden olmayan herkesi öldürme hakkı buluyorlar kendilerinde. Oysa bırak kendilerinden olmayanı, hiç canlıya zarar vermeye hakları yok.
Hiçbir din insana, hayvana hiçbir canlıya zulmü emretmez. Tam tersine hoşgörü ve iyiliği emreder. Bunların ki tamamen terörist bir eylemdir, hiçbir inançla bağdaştırılamaz. Hele de dini gereği, ibadetlerini hakkıyla yapan insanlarla bu canileri aynı kefeye koymak yanlış olur. Bu canilerin derdi gücü gücü yetene işte.
Takım elbiseli kravatlı başkan gücü ele geçirince, Esat’ın yaptıklarının intikamını şimdi masum insanlardan alıyor sanırım. Asker diye geçinen eli kanlı katilleri, şimdi Suriye’nin her bir köşesinde gözlerini kan bürümüş halde masum canlara kıyıyorlar. Alevileri katlediyorlar.
Eskiden olsa sadece haberlerde duyduklarımız, gazetede gördüklerimizle bilgilenirdik ama şimdi sosyal medya denen bir şey var, kilometrelerce uzaktaki yerlerden bile haberdar olabiliyor insan. Sosyal medya sayesinde o eli kanlı katillerin her yaptığı kötülüklerden tüm dünya haberdar artık. Zaten onlarda bunu bilinçli yapıyor, herkesin gözünü korkutup, dünyada korku imparatorluğu kurmak istiyorlar. Nasıl bir ruh halindelerse anlamak mümkün değil. İnsanlıktan çıkan bu canilere asla insan denemez.
Birde yaptıklarını marifetmiş gibi videoya çekip paylaşıyorlar. Gözyaşları ile izlerken, insan bir noktadan sonra artık izleyemiyor. Filmlerde izlediğimizde bile tahammül edilemeyecek işkence sahnelerine maruz kalıyor oradaki masum insanlar. Bir insan başka bir insana nasıl böyle vahşice zulüm yapar, adamın aklı almıyor.
Kim olursa olsun, hangi soy, ırk, renk millet fark etmez nerede masum öldürülüyor, katliamla soy kırım yapılıyorsa buna kayıtsız kalmayın, sesinizi çıkartın. Ne yapabiliriz demeyin. Sosyal medya hesaplarınızdan seslenin. Orada katliama maruz kalan insanların sesi olalım. O eli kanlı katilleri ifşa edelim, bugün olmasa da bir gün onlarda zamanı gelince yaptıklarının cezasını çekecektir elbette. Bütün zalimler nasıl çekti onlarda çekecek. Bizim gayemiz bu süre içerisinde daha fazla masum canından olmasın.
İşte Kerbela’dan bugüne aynı Hüseyin’i ve Ehlibeyti katleden zihniyeti güden insanlar bunlar. Onların derdi ne din ne iman, onların derdi sadece güç. Çul çaputta giyseler, takım elbisede giyseler tek kelimeyle katiller işte. İnsan takım elbise giyince aklanıp masum olmuyor. Bütün asker dediği canilerinin hepsine takım elbise giydirse, boyunlarına kravat taksa ne masumlaşırlar ne de ellerindeki kanı gizleyebilirler.
Onlara çanak tutanlarda benim için aynı kefededir. İmkanları olduğu halde bu katliama seyirci kalanlarında bu katliamı yapanlardan hiçbir farkı yoktur bence. Eğer bu canilerin yaptıklarını tasvip eden ya da savunan varsa benimle olan arkadaşlığını derhal sonlandırsın. Onlarla aynı zihniyeti taşıyan kişi benim arkadaşım olamaz zaten. Allah böyle şeytanlardan mazlumları korusun.
Sadece Allah korusun demekte yetmez tabi, imkânlarımız doğrultusun da mücadele etmeliyiz. Bu zulümlere tepki gösterelim, en azından sosyal medya aracılığıyla kamuoyu oluşturalım. Esat devrilmeden önce Camilerde hutbelerde Esat’a lanet okunuyor, katledilen insanlar için dualar isteniyordu, şimdi neden kimsenin sesi soluğu çıkmıyor? İlla öldürülenlerin aynı mezhepten mi olması gerek? Alevi Sünni ne fark eder masum cana kıyılıyorsa insanın içi titremez mi? Neden hiçbir ulusal basın bu katliamdan halkı haberdar etmiyor, bilgilendirme yapmıyorlar?
Birçok insanın bu vahşetten haberi bile yok. İşte biz onları da haberdar edelim. Yetkililere gerekli girişimlerde bulunsunlar diye baskı yapalım. Biz elimizden geleni yapmakla yükümlüyüz.
Bizlerde ülke olarak aynı yollardan geçtik. Alevi Sünni diye bizi de birbirimize kırdırmaya çalıştılar. Ama biz bu oyuna gelmedik, çünkü biz Cumhuriyetin kazanımlarının, laikliğin farkına varan bir milletiz. Bize öğütleriyle ışık olan, vatan sevgisini, bir bütün olabilmeyi öğreten Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderimiz var. Her ülke ne yazık ki bizim kadar şanslı değil. Bizim liderimiz önce insan der, onların liderleri önce kan der. İşte bizim farkımız apaçık ortada.
Hayatım boyunca lanet okumayı sevmedim, sevemedim ama bu caniler benim bile ayarlarımla oynadılar artık.
“Nerede olursa olsun, bir yerlerde birileri masum insanları incitiyorsa, o canları incitene lanet olsun.” diyebilirim sanırım.
Çünkü neticede bende bir insanım be kardeşim.
Erdem KAYA / 09 03 2025
Yazını dikkatle okudum üstad. Sanatçı, yazar ve çizerler toplumun vazgeçilmez öğeleri ve yol gösterenleridir. Eğer bu ögeler yeteri kadar toplumu iyiye, doğruya ve çağdaşlığa kanalize edemezlerse meşaleyi siyasetçiler alır ki bunun sonu parti yönetimi olur. Bu ülkelerde demokrasilerden bahsedilemez.
Kalemin kılıçtan keskin olsun.