Son dönemde sosyal medya ve bazı uluslararası medya kanallarında dolaşan “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” söylemi, bir jeopolitik dezenformasyon kampanyasına dönüştü. Bu propaganda, Irak’ın 2003’te işgali ve Suriye iç savaşının Türkiye’ye yansımaları üzerinden besleniyor, bölgeyi domino taşları gibi göstermek istiyor.
Irak ve Suriye’den Beslenen Dezenformasyon
ABD’nin 2003’teki Irak işgali ve Türkiye’de yaşanan tezkere tartışmaları, toplumsal hafızada “emperyal müdahale korkusu” yarattı. Suriye iç savaşı ise göç baskısı, ekonomik yük ve sınır güvenliği vurgularıyla bu korkuları pekiştirdi. Bugün aynı söylem, İran–ABD–İsrail gerilimleri üzerinden Türkiye’yi hedef gösteren bir sahte domino teorisi olarak dolaşıma sokuluyor.
Sosyal medya paylaşımlarında dolaşan “Önce Irak, sonra Suriye, şimdi İran ve sıra Türkiye’de” tezleri, kanıtlanmamış, manipülatif ve provokatif bir propaganda biçimi.
İran Gerilimi ve Türkiye’nin Pozisyonu
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları sonrası bölge hızla istikrarsızlaşırken, Türkiye’nin doğrudan hedef olduğu iddiaları temelsiz. Türkiye NATO üyesi ve İsrail ile doğrudan bir çatışma nedeni olmayan bir ülke konumunda.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu tür söylemlere sert tepki göstererek, Türkiye’nin hain planlara pabuç bırakmayacağını belirtti: “Kim bize gelmek istiyorsa azametimizi görecek.”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, diplomasi kanallarını açık tutarak, çatışmanın büyümesini önlemeye odaklandıklarını açıkladı. Türkiye, hem İran hem de ABD ile diplomasi yoluyla gerilimi yönetmeye çalışıyor.
İsrail’in “Vadedilmiş Topraklar” İddiası
Ortadoğu’da bir başka tartışmalı konu ise İsrail’in Dicle–Fırat arası topraklar iddiası. Bazı İsrailli üst düzey yetkililer, bu toprakların Tanrı tarafından kendilerine vaat edildiğini sık sık dile getiriyor. Tevrat’taki Yaratılış Kitabı’na referansla yapılan bu yorumlar, modern devletler açısından geçerli bir hak iddiası oluşturmaz; uzmanlar bunu siyasi propaganda ve dezenformasyon olarak değerlendiriyor.
Türkiye tarafı bu söylemlere sert tepki gösteriyor: “Hiçbir devlet kutsal metinleri gerekçe göstererek genişleme talebinde bulunamaz,” deniliyor.
Gerçek Riskler ve Önlemler
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu riskler arasında ekonomik baskılar, enerji fiyatları ve sınırda göç dalgaları bulunuyor. Ancak bu, Türkiye’nin askeri bir hedef olacağı anlamına gelmiyor. Yetkililer, ülkenin topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmayacağını ve uluslararası hukuka bağlı kalacağını defalarca vurguladı.
Dezenformasyona Karşı Uyanık Olun
“İran’dan sonra sıra Türkiye’de” ve “vadedilmiş topraklar” gibi iddialar, geçmişten bugüne Irak ve Suriye üzerinden beslenen propaganda ve korku anlatısının güncel tezahürleri. Türkiye, diplomasi ve uluslararası hukuk çerçevesinde hareket ediyor; dezenformasyonun yayılmasına prim vermemek kritik önemde.
Eğer İsrail’in böyle bir planı varsa, Türk milleti hiçbir ulusa benzemez ve sabrının sınanmasına izin vermez. Olası herhangi bir girişim, sonuçları açısından hem yıkıcı hem de ciddi şekilde caydırıcı olacaktır. 10 milyonluk nüfuslarıyla ve tüm kaynaklarıyla dahi, İsrail’in askeri kapasitesi Türkiye’nin gücüyle kıyaslanamaz. Sınırlarımızı veya egemenliğimizi test etmeye yeltenmeleri halinde, bunun bedelini ağır şekilde ödetilecektir. Türkiye, tarihinden aldığı güçle kararlı, tehditlere boyun eğmeyen bir ülke olarak durmaktadır; bu gerçek, tüm taraflarca bilinmek zorundadır.