İnsanoğlunun anatomisi geçmiş den bu güne kademe kademe çözüldü, çözülmeye de devam
ediliyor. Bilinmeyen çözülmeyen daha bir çok yönü olsa da çoğu çözülmüş durumda, kalp,
böbrek, mide, bağırsaklar ve hücreler diye çözülen kısımlar devam eder. İnsan anatomisinin
karmaşık yapısının çözülmeyen çözemedikleri tek organı beyinin devasal yapısının her
katmanında yüzlerce oda vardır. Her odanın yüzlerce hatta binlerce hücresinin her yerine
yaşamımızı, yaşadıklarımızı yerleştiririz.
Her katmanına yerleştirdiğimiz kavramlar, objeler, fikirler zaman içinde elde ettiğimiz
deneyimlerimizin sonucudur. Bu sebepten dolayı her insan kendine göre yerleştirdiği bu
kavramları, karşılaştıkları olayların durumuna göre her katmandaki her odanın her
hücresinden bir bir çıkarır ve onların doğruluğunu savunur. Aynı olay karşısında her insan
odaların hücrelerinden çıkardığı kavramlar, objeler, fikirler farklı farklı olduğundan dolayı her
çıkış doğru olarak savunulacaktır. Olay aynı fakat doğrular farklı olduğundan her kavram, her
fikir, her obje çatışma içine gireceğinden doğruya ulaşmak yada doğruyu bulmak olasılığı çok
azdır. Bu durum insanlar arasında ki çatışmanın temelidir.
Doğruları ararken doğruların sebep olduğu çatışmaların sebebi nedir, o zaman?
Her insan katmanlarda ki odaların hücrelerinde biriktirdiği kavramlar, objeler ve fikirlerin
oluşmasında neden olan birikimlerdir. Birikimleri de yaşadıklarımızla elde ettiğimiz göre
yaşadığımız çevre, yetiştiğimiz aile kültürü, aldığımız eğitim, edindiğimiz arkadaşlar, dostlar
ve düşmanlar ait olduğumuz ırk, inandığımız din, iş hayatı kısacası yaşanmışlıklardan elde
ettiğimiz edinimler birikimlerimizdir. Yani doğru ve yanlışlarımızı belirleyen etmenlerdir. Bu
edinimler farklı birikimleri getirdiğinden doğruların farklı olması da normaldir. Doğrularımız
bizim birikimlerimiz.
Mutlak doğru nasıl bulunur yada mutlak doğru var mıdır?
Mutlak doğruyu bulmak için matematiğe müracaat etmemiz gerekir
x sayısı > 0, x sayısı 0 dan büyük ise | x | = x
x sayısı < 0 x sayısı 0 dan küçük ise | -x |= x
x sayımız ister 0 dan büyük isterse 0 dan küçük olsun mutlak değerin sonucu iki koşulda da x
olmaktadır. Koşullar ne olursa olsun mutlak değerin sonunda hep x elde ediyoruz. O zaman
koşullar farklı olsa da mutlak doğru elde edilmekte. Doğru aynı olmasa da mutlak doğru her
zaman aynıdır. Şimdi matematiksel ifadeyi yaşama uygulamaya çalışalım.
X= hırsızlık yapmamak, doğru karar, yaşamın içinde zaten
-X= hırsızlık yapmak olsun, yanlış karar, yaşamın içinde olacak.
Her iki ifadenin mutlak değeri doğru olmak zorunda, hırsızlık yapmanın doğru olması mutlak
ifade ( | | ) verilen cezayı ifade eder. Hırsızlık yapan kişi cezasını çektikten sonra yaşamın
içine dâhil olacak, sonuçta hırsızlık yapan kişi cezasını çektikten sonra doğru olacak. Suçlu
cezai müeyyidesini çekerken bu kişilere ıslah edilmesi yönünde ( psikolojik, terapi, hobi gibi)
destekler verilerek yaşama dahil olması gerekir.
Şimdi gelelim doğru olamayan etik değer hırsızlık cezası da temsili misal 5 yıl hapis cezası
olsun. Bir zamanlar basında 1kg baklava çalan çocuk ile devletin trilyonlarca parasını çalan
kişi de 5 yıl mı ceza alacak. Aynı ceza ya da trilyonlarca lira çalan kişi daha az ceza alırsa
doğrunun bir önemi kalır mı?
Toplumun vicdanını sızlatan durumda burası, hırsızlığı yapan kişiler beyinlerin odalarından,
hücrelerinden birikimlerini çıkararak kendi savunma mekanizmasını oluşturacaktır. Bu
savunma kendini haklı çıkarma yönündedir. Yani herkes kendi doğrusunu ortaya koyacak.
1 kg baklava ile 1 trilyon eşit olmadığına göre cezasının eşit olmasını beklemekte yanlış olur.
Netice itibari ile ortada etik olmayan hırsızlık olayı var.
Çocuk savunması ‘ param yoktu, canım çekti’ savunması haklı gösteriyor. 1 trilyon çalan
kişide ‘ ofis de herkes yapıyor, bende yaptım. Uzun zaman direndim, beni dışladılar, benimde
hakkım var’ bu savunmada kişi kendini haklı çıkarıyor. Kendince doğru.
Burada mutlak değer olarak ceza müeyyide ve suça tahrik ağırlıklıdır. Mutlak doğruyu geçerli
kılmak için suça teşvik nedenlerin durumu değerlendirilmelidir.
Suça teşvik ve suçun topluma verdiği zararı baz alınarak cezaların farklı olması hem mutlak
doğruyu ulaşmak açısından hem de toplum vicdanında ki doğruya yani toplumsal doğruya
ulaşmak ancak bu şekilde mümkün olabilir. Tabi burada devreye giren yasa ile yargının
bağımsızlığın önemi kadar herkese eşit uygulanmalı, tarafsız davranmalıdır.
Kişilere göre değişen doğrular farklı olsa da toplumun doğruları evrenseldir. Evrensel
doğrular ile bireysel doğrularımızın paralelliği hem bireyin hem de toplumun etik yapısının
ilerlemesine katkı sağlayacaktır.
Beynin katmanlarına biriktirdiğimiz yaşamsallıklarımız farklı olsa da suça teşvik eden
faktörlerle, ceza müeyyideleri arasında ki doğru orantı, yasayla yargının bağımsızlığı ile
herkesi eşitliğe ve mutlak doğruya ulaştıracaktır.
Türkân Kebeci