Evet, gıdanın milliyeti olur. O zaman gıda milliyetçiliğini tanımladıktan sonra nasıl oluştuğunu ve
sonuçlarını inceleyelim.
Çeşitli sebeplerden dolayı dünya da yaşanan krizler ve savaşlar sonrasında ülkeler ürettiği temel
gıdalara erişimini güvence altına alabilmek için ihracatı kısıtlayarak veya yasaklayarak önceliği kendi
ülkesine vermesi olarak tarif edebiliriz.
Gıda milliyetçiliğiyle ne zaman tanıştık?
Gıda koruyuculuğun derinleşerek artarak gıda milliyetçiliğine dönüşmesi 2019- 2020 yılları arasında
yaşanan salgın hastalık korana virüs ile başlamış, Rusya– Ukrayna savaşı ile artmıştır. Bu dönemlerde
birçok ülke stratejik gördüğü ürünlerin ihracatına ya kısıtlama getirdi ya da ihracatı yasakladı.
Savaş döneminde Mısır Devleti, buğday, yemeklik yağ ve mısır ihracatını 3 ay yasak getirmesiyle
ülkemizde bitkisel yağ sıkıntısı yaşanmıştır. Mısır Devleti daha öncede mercimek, makarna ve un
ihracatını belirli süreliğine yasaklamıştı. Makarna, un, bitkisel yağ, buğday gibi temel tarım ürünlerine
ihracat yasağı getiren ülkeler arasında Arjantin, Cezayir ve Hindistan gibi ülkelerde yer aldı. Arjantin
soya küspesi ve yağına, Hindistan’da buğdaya ihracat yasağı getirmiştir.
İklim değişikliği, savaşlar ile derinleşen gıda milliyetçiliğinin sonucu gıda fahiş enflasyonla mücadele
eden Afrika kıtasında yaşayan insanlar için gıdaya erişimi daha da zor olacaktır. Gıda güvenliğini ve
erişimini etkileyen nüfus artışı, iklim değişikliği, salgın hastalıklar ve çatışmalar insan göçüne neden
olmaktadır. İklim değişikliğinin neden olduğu sel felaketi yaşayan Pakistan’da tarım arazilerin
%33’ünün sular altında kalmasıyla 8 milyon kişi göç etmiştir. Gıda güvenliğinin olumsuz etkilerinden
olan insan göçleri ülkelerin demografik yapısını değiştirmektedir. Özellikle tarımda girdi fiyatlarında ki
artış, üretimin düşmesi, nüfus artışı, gıda koruyuculuğun derinleşmesi, enerji fiyatlarında ki yükseliş
gıda enflasyonunu arttırmıştır. Bu durum ithalata bağımlı yoksul ülkelerde yaşayan insanların gıdaya
erişimi gün geçtikçe daha da zorlaştıracaktır.
Dünya’nın bir kısmı açlıkla mücadele ederken bir kısmı da gıdayı çöpe atıyor. Gelir düzeyi yüksek
ülkeler hasat sonrası kayıpları yarı yarıya azalta bilirse 63 milyon insanın beslenme sorunu
çözülecektir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri tarafından israf edilen gıda miktarı dünya
nüfusunun 3 katını besleyebilecek miktardadır Gıda israfını azaltmak, aç insan sayısını düşürecek,
açlığı gidermekle kalmaz, aynı zamanda küresel gıda güvenliğini artıracak en basit çözüm yöntemidir.
Gelişmiş ülkelerde gelir düzeyi düşük olan kişilerde obezite yüksek iken az gelişmiş ülkelerde obezite
yüksek gelirli kişilerde daha fazladır.
Kendi halkının gıda ihtiyacını karşılamayı ön planda tutan küresel güçler dünyanın tarım arazilerini
kiralayarak veya satın alarak paylaşmaktadırlar. Gıda güvenliğini riske atmamak için gıda
milliyetçiliğini derinleştiren küresel güçler dünya gıda güvenliğinin sağlanması için çözüm geliştirmek
için çözüm üretmekte duyarsız kalmaktadır. Tarım arazilerini kiralayan ülkelerin başında İngiltere,
ABD ve Çin ilk sırada geliyor. Çin’i Almanya, Hindistan, Suudi Arabistan, Singapur, Hollanda ve Katar
takip etmektedir. Son yıllarda Türkiye’de Sudan’dan 78 yıllığın arazi kiralamıştır. Tigem üzerinden
yürütülen projeden 3 yıl sonra vazgeçmiştir. İngiltere’nin Afrika’da kiraladığı ve satın aldığı topraklar
İsrail’in iki buçuk katıdır. Genelde topraklarını kiraya veren ülkeler içinde Kongo Cumhuriyeti,
Endonezya, Filipinler, Sudan, Etiyopya ilk sıradadır. Ukrayna yüz ölçümünün yüzde beşini 50 yıllığına
Çin’e kiraya verdi. Dünya’da yeniden yaşanacak Korona virüs gibi salgın hastalıklarda ve yaşanacak
savaşlarda küresel güçler kiraladıkları veya satın aldıkları tarım alanlarından elde ettiği gıda kendi
halkına öncelik tanıyacaktır. Bu durumda açlıktan % 55 etkilenen Asya ile % 35 ile Afrika ülkelerinde
açlık oranı artacaktır. Türkiye gıda kriziyle karşı karşıya kalmamak için tarım alanlarına sahip
çıkmalıdır. Bunların başında imara ve turizme açılmamalı, orman, zeytinlik alanlar ile tüm tarım
alanları korumaya alınmalı, sürdürülebilir tarım desteklenmelidir. Damlama sulama yöntemine
geçilmeli ve nadasa bırakılan 4 milyon hektar tarım alanın su sorunu çözülerek daha etkin
kullanılması, iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklığa karşı dayanıklı tarım ürünlerini geliştirmeliyiz.
Dünyayı kontrol etmek isteyen ABD ve İsrail’in başlattığı savaş ile gündeme gelen Hürmüz Boğazı’nın
kapatılmasıyla dünya derinleşen gıda milliyetçiliğini yaşayacaktır.
Derinleşen gıda krizini yaşamamak için boğazlarımıza, Montrö anlaşmasına ve topraklarımıza sahip
çıkalım. Gıda ve suya erişim her insanın hakkıdır.
Kaynak: Food Nationalizm and Türkiye www.ceocongress.org,