Yusuf Ziya Leblebici
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÖŞE YAZISI
  4. İnsan kalabilmenin son durağı kültür!..

İnsan kalabilmenin son durağı kültür!..

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazı kayıplar vardır; fark edildiğinde artık çok geçtir.

Bir ev yandığında görürsünüz, bir bina yıkıldığında duyarsınız.

Bir servet kaybedildiğinde hesabını yaparsınız.

Peki ya bir toplum hafızasını kaybetmeye başlarsa!..

İşte onun sesi çıkmaz.

Gürültüsü olmaz.

Ama sonuçları nesiller boyunca sürer.

Bugün dünyanın dört bir yanında büyük bir değişim yaşanıyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Yapay zekâ hayatımızın merkezine yerleşiyor ve insanlık tarih boyunca hiç olmadığı kadar hızlı iletişim kuruyor. Buna rağmen insanlar birbirini anlamakta her geçen gün biraz daha zorlanıyor.

Çünkü çağımızın temel sorunu bilgi eksikliği değil, anlam eksikliğidir.

Artık her şeyi biliyoruz, ama neden yaşadığımızı daha az düşünüyoruz.

Her şeye ulaşabiliyoruz, ama kendimize ulaşmakta zorlanıyoruz.

İşte kültür dediğimiz şey tam da burada önem kazanıyor…

Çünkü kültür; bir milletin geçmişinden kalan birkaç hatıradan ibaret değildir.

Kültür, bir toplumun ortak vicdanı, bir annenin çocuğuna söylediği ninnidir.

Bir yaşlının gençlere bıraktığı öğüt, bir sofrada paylaşılan ekmek, bir cenazede omuz omuza durabilmektir…

Kısacası kültür, insanın insana nasıl baktığını belirleyen yaşam biçimi ve görünmez terbiyedir.

Bugün çocuklarımız dünyanın en gelişmiş teknolojilerine ulaşabiliyor. Fakat aynı çocuklar bazen kendi masallarını, türkülerini ve hikâyelerini tanımadan büyüyor.

Bu durum basit bir tercih meselesi değildir.

Çünkü bir millet önce hikâyelerini kaybeder, sonra hafızasını, en sonunda da kendisini!

Bir toplumun geleceği yalnızca üniversitelerinde değil, çocuklarına anlattığı hikâyelerde saklıdır.

Bu yüzden kültür meselesi nostalji meselesi değil, gelecek meselesidir…

Kimi insanlar kültürü geçmişe dönmek olarak görüyor.

Oysa kültür geriye gitmek değil, nereden geldiğini unutmadan ileri yürüyebilmektir.

Kökleri olmayan ağacın dalları göğe uzanamaz.

İnsanlar için de durum farklı değildir.

Elbette teknolojiye karşı çıkamayız.

Ne yapay zekâdan korkarak yaşayabiliriz ne de dijital dünyadan kaçarak!

Asıl mesele, teknolojiye sahip olmak değil, ona sahip olurken insan kalabilmektir.

Bugün makineler bir çok işi bizden daha hızlı yapabiliyor.

Hesaplıyor, analiz ediyor, üretiyor…

Ancak hiç bir makina merhamet edemez, hiç bir algoritma vicdan sahibi olamaz ve hiç bir yazılım bir annenin gözyaşındaki anlamı hissedemez…

İnsanı insan yapan şey sadece bilgi değil; anlamdır.

Kültür ise anlamın bahçesi, evi ve dünyasıdır.

Bu toprakların asırlardır taşıdığı en büyük miras da budur.

Yunus’un dili…

Veysel’in samimiyeti…

Mahsuni’nin halk ozanlığı…

Pir Sultan’ın feyzleri…

Yani, Anadolu’nun paylaşma ahlakı…

Bunlar yalnızca geçmişten kalan güzel hatıralar değil, geleceğe taşınması gereken insanlık değerleridir.

Çünkü medeniyet yalnızca binalar, yollar yapmak değil, insan yetiştirmektir.

Ve insan, yalnızca bilgiyle değil; kültürle yetişir…

Bugün çocuklarımıza iyi bir meslek bırakmak istiyoruz ve haklıyız da!

Ama onlara iyi bir karakter bırakmayı da düşünmeliyiz.

Diploma hayat kazandırabilir, ancak karakter de hayatı anlamlı kılar.

Belki geleceğin dünyasında ülkelerin gücü yalnızca teknolojileriyle ölçülmeyecek.

Belki de asıl güç, değişimin ortasında kendi ruhunu koruyabilen toplumlarda olacak.

İşte bu yüzden kültür geçmişin yükü değil, geleceğin pusulasıdır.

Ve belki de önümüzde duran en önemli soru şudur:

Çocuklarımıza daha gelişmiş bir dünya mı bırakacağız, yoksa daha insancıl bir dünya mı?..

Çünkü geleceği ayakta tutacak olan şey yalnızca bilgi değil, vicdandır, merhamettir.

Hafıza ve kültürdür.

Ve kültür, geleceğe taşınacak son vatandır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir