Yusuf Ziya Leblebici
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÖŞE YAZISI
  4. Zaman Bonkörüyüz!

Zaman Bonkörüyüz!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazen küçücük bir an, insanı yıllar öncesine götürmeye yeter. Bir koku, bir şarkı, rüzgârın savurduğu kuru bir yaprak…

Kendimizi bir anda çocukluğumuzun sokaklarında buluruz. Sonra yeniden bugüne döner, hayatın basamaklarını nasıl bu kadar hızlı çıktığımıza şaşırırız.

Aslında hepimiz, dalından kopmuş bir yaprak gibi hayatın rüzgârına kapılıyoruz. Direncimiz azaldıkça savruluyor, çoğu zaman da bunun farkına varmadan zamana teslim oluyoruz.

En büyük yanılgımız ise zamanı tükenmez sanmak…

Doğduğumuz gün hepimiz birer zaman milyarderiyiz. Cebimiz ağzına kadar doludur. Fakat yıllar ilerledikçe fark etmeden o serveti harcarız. Üstelik öyle cömertçe harcarız ki, bir gün elimizde ne kadar az kaldığını ancak geriye dönüp baktığımızda anlayabiliriz.

Çocuklarımız büyür, seviniriz. Beklediğimiz gün gelir, seviniriz. Yeni yaşlarımızı kutlarız, seviniriz. Ama aynı zamanda “Zaman ne çabuk geçti…” diye de hayıflanırız. İşte hayatın en büyük paradokslarından biri budur. Gelmesini beklediğimiz her gün, ömrümüzden eksilen bir gündür.

Zaman cebimizden eksildikçe yalnızca yıllarımız değil, bedenimizin gücü de azalır. Bir zamanlar dört gözle beklediğimiz günlerin artık biraz daha yavaş gelmesini isteriz. Çünkü artık biliriz ki, acele eden yalnızca takvim değildir; ömrün kendisidir.

Hayatın en çarpıcı gerçeği belki de şudur: Beyazla gelir, beyazla gideriz. Doğduğumuzda bizi saran beyaz kundak, farkında olmadan bizi beyaz kefene doğru çıkan uzun yolculuğun ilk durağıdır.

Ortada değişmeyen bir senaryo vardır. Başlangıcı da bellidir, sonu da… Perde açıldığında gözlerimizi açarız; perde kapanırken gözlerimizi kapatırız. Başlangıçta ağlarız, finalde ardımızdan ağlayanlar olur. Aradaki bölüm ise bize emanet edilen zamandır. O zamanı nasıl yaşayacağımıza, hangi izleri bırakacağımıza biz karar veririz.

Öyleyse günlerimizi sıradanlığa teslim etmeyelim. Onları en güzel elbiseleriyle düğüne gider gibi hazırlayalım. Renkleri umut olsun, düğmeleri vicdan olsun. Ama her şeyden önce günlerimizin tenine değen ilk giysi; insanlık, sanat, sevgi ve barış olsun.

Çünkü geriye dönüp baktığımızda, takvim yapraklarından çok, o günlere sığdırdığımız iyilikler ve bıraktığımız izler hatırlanacaktır. Zamanın gerçek zenginliği de işte tam burada saklıdır.

Zaman kimseye cimri davranmıyor; biz, onu hoyratça harcayan ilk nesil değiliz. Ama belki de onu gerçekten değerlendirecek son nesil olabiliriz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir